Kayıtlar

2022 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

İyi Seneler Olsun

Resim
Yeni yılda bu yazıyı yazıp paylaşmak isterdim ama kesin vaktim olmaz, geç paylaşmak zorunda kalırım. Geç paylaşmak yerine erken yazarsam bir şey fark etmez bence :) Yeni yıldan öyle çok şey beklemiyorum aslında, her gün yeni bir başlangıç değil mi ? Nerden nasıl baktığımıza bağlı. Her sabaha yeni bir şans vererek başlarsak neden olmasın ? Sonuçta bir gün ile değişen bir yıla beklenti bağlamak da ne kadar doğru olur, tartışılır. Ama biz neden tartışalım :) İyi seneler demeye gelip tartışıp çıkamam, olmaz. Biz yine de güzel dileklerde bulunalım çünkü umut hep var olması gereken bir duygu. Umut denge ile olması gereken bir duygu desem daha mı doğru olur, fazlası üzebiliyor çünkü. Aman bu kadar da açıklayıcı olma be Özgül :)  Öyle partilerle kutluyorum yeni yılı, neşe ile karşılıyorum diyemem ama yine de içimde bir heyecan da olmuyor değil. Sonuçta yeniden başlıyormuşsun gibi bir his. Kendine yeni bir şans veriyormuşsun duygusu; yeni defter, yeni anılar, yeni umutlar. Yeni yıla dair se...

Çiçeğin İhtiyacı Bir Bardak Su

Resim
 Dün çiçek sularken düşündüklerimi paylaşmak istiyorum. Çünkü benim sayfam :) O yüzden değil de dün çok içimden geldi bunları paylaşmak. Bazı günler duygusal olabiliyoruz, dün öyle bir gündü nedenli nedensiz. Çiçek sulayıp kafamı dağıtmak istedim ve düşündüm ki çiçeklerin tek ihtiyacı su ve bir bardak su vermekten aciz evet aciz insanlar var. Sonrasında da çiçek bile bakamadığını söyleyip bununla övünenler... Ya hu sen bir bardak su vermekten acizsin neyin gereksiz itirafını yapıyorsun ?!  Çiçeklere tembihledim; siz kendinize dikkat edin, su vermeyenlere inat siz savaşınızı bırakmayın. Çünkü siz çok güzelsiniz. Nasıl olacak ? Kesin içinden ağır cevap vermişlerdir bana. İnsanız. Bazen bir bardak sudan fazlasını bekliyoruz karşımızdakinden. Yanımızda olsun, konuşmadan anlasın. Bir bakışımızdan mutsuz olduğumuzu görsün. E olmuyor! Ben abime kırıldığım için; bakın kırıldığım için; suçlanıyorum mesela :) Kırılmışım kırılmışım. İnsanlar hep beklenti içinde kimse ne yaptığının farkın...

Okudum: Milena'ya Mektuplar

 Size çok kırgınım. Kaç senedir yazıyorum okuduğum kitapları, bir kişi de çıkıp demedi ki 'Özgül bu kitabı sen okuyamazsın.' Ayıp ayıp. Kitabı çok övdüler ben de aldım. Aldım almasına da neden aldım, kaç günde nasıl okudum ? Belki çok derinlikli ve güzeldir, haksızlık etmek istemem tabi ki edebi bir eser ama herkesin bir okuma tarzı var ve benim okuma tarzıma alışkanlığıma çok uygun değildi. Akıcı evet, sade evet, anlaşılır evet. Ama ne kattı bana ? Üzülerek söylüyorum bilmiyorum. Kitabın sonunda evet etkilendim ama o sona gelene kadar mektupları okurken üzüldüm, sıkıldım, sorguladım. Sanırım yolda okuduğum için tam mesajı alacak romantikliğe ulaşamamış olabilirim. Yarım bırakamadığım için okudum, en sonunda da aydınlanma geldi. Okuyup çok sevenler kızacak bana ama ne yapabilirim ? Olmadı. Bu sefer de olmasın. Zor okuduğum  ikinci kitap oldu. Birinciyi hatırlamak istemiyorum, içime sıkıntı basıyor. Zevk meselesi, kimse üstüme gelmesin neden sevmedin diye lütfen!  Emma'ya ...

Öğretmenler Günü Kutlu Olsun

Resim
 Öğretmenler gününe diğer özel günlerden daha çok hassas davranıyorum nedendir bilinmez. Bilinir gerçi, çok kıymetli değil mi bugün ? Sadece öğretmenler için değil öğreten herkes için bugün. Anneler, babalar, abiler, ablalar, öğretmenler, bazen yakın arkadaşlar bazen müdürler, bazen hiç tanımadığımız kişiler. Bilgi veren herkes. Emek veren, öğretmeyi, paylaşmayı seven herkes. Malum artık bilgi paylaşmanın önemini bilen sayısı çok değil. Önceden nasıldı bilemem ama ben farkındalığına vardığımdan beri bildiği şeyleri paylaşanlardan çok bilgiyi kendisine saklayanları görüyorum. Halbuki elma meselesi değil mi bu olay ? Basit; bende bir elma sende bir elma. Bendeki elmayı sana verirsem bende elma olmaz sen de iki elma olur. Bilgiyi verirsem benim bilgim bende kalır, senin bilgin artar. Bilgi paylaştıkça çoğalır. Ama o kadar çok ki bilgi saklayan, saklayarak kendisine iyilik yaptığını sanan.  Böyle bir günde bunları yazmam karamsar oldu, biliyorum ama kızıyorum, bu günlerde daha çok...

Okudum: Gece Yarısı Kütüphanesi

Resim
 Koşun, çok güzel kitap önerisi ile geldim. Sıcak sıcak! Bugün otobüste bitirdim, dönüşte ne yapacağımı şaşırdım. Neyse ki kulaklıklarım yanımdaydı. Neyse konuyu dağıtmadan şu kitaptan bahsetmek istiyorum. Nora! Öyle güzel bir konuya karakter olmuş ki, canım. Neyse, hepimizin; hayatı, yaptığımız seçimleri, yürüdüğümüz yolları sorguladığı dönemler olmuştur ve hala hali hazırda oluyordur. Çünkü neden olmasın ? İnsanız ve hep diğer olasılıkları sorgularız. 'Acaba bu mesleği seçmeseydim daha mutlu olur muydum ?' , 'Doğru yerde miyim ?', 'O bölümü okumasaydım da diğer bölümü okusaydım, o üniversite değil de diğer üniversite?' gibi gibi bir sürü seçenek. Seçenek her zaman vardır, var olacaktır. Elbette seçimlerimizle yaşıyoruz. Attığımız her adımla gitmek istediğimiz yere yaklaşıyoruz bazen de bilmeden yolu uzatıyoruz. Kestirme diye girdiğimiz yollar çıkmaz sokağa çıkabiliyor. E tabela assalarmış canım!  Nora da bizim gibi hayatını sorguluyor. Ama biraz farkı var, ile...

Okudum : Birden Fazla Kitap

Resim
Yok yok tekrar gitmedim. Okuduklarım kısa kısa olunca ayrı ayrı yazmayım dedim, üç kitap üç öneri ile geldim. Evet kısa kısa, hap niteliğinde kitaplar. Hem de psikolojik. İlk olarak; Enerji Terapistinin Rehberi. Kötü düşünceleri iptal etmeye ne dersiniz ? İptal İptal İptal. Çakralardan, enerjinin korunmasından bahsediyor kitap. Kötü düşünce geldiğinde içinizden onu iptal edin, kötü düşünmemeye çalışın kötü enerji üretmeyin. Karşınızdaki insanın size anlattıklarına çok fazla yorum yaparak kötü enerjiyi bölüşmeyin diyor. Bunu bilmiyordum, en yakın arkadaşınız da olsa size olumsuz bir konudan bahsediyorsa çok yorum yapmamak gerekirmiş -mümkünse- . Evden çıkmadan kendimizi kötü enerjiye nasıl kapatırız ? Eve geldiğimizde olanı biliyoruzdur, üstümüzü değiştirip mümkünse hemen duş alarak dışarıdan alınan enerjiden kurtulabiliyormuşuz. Kısa bir kitap, yol gösterici, yönlendirici ve dili de sade. Eğer bu konulara ilginiz varsa buyurunuz öneri gibi öneri. Diğeri; Nohut Oda. Kısa kısa öykülerden...

Okudum: Pia Mater / Arachnoıd Mater

Resim
 Yazar: Serkan Karaismailoğlu Üç adet kitaptan oluşan bir seri şimdilik. Ben iki kitabını okudum üçüncüyü okumamayı tercih ediyorum.  Neyse sondan başlamış gibi olmayayım yazıma, bu yazıya da şahane diye başlamam lazımdı. Çünkü Şahane bir seri. Elimde okuyacak kitap kalmayınca arkadaşım bu kitapları getirdi; ''Çok beğeneceksin.'' diyerek merakla okumamı bekledi. Her gün okudukça heyecanla ''Nolcak şimdi ? Bu kim ? E o kıza nolcak orda'' diye sora sora okudum. Akıcı, sade, anlaşılır olmasının yanı sıra merak uyandıran konuya sahip, kendisini okutan bir seri. Kitabın ilk sayfalarında kafam karıştı, okudukça film izler gibi okuma moduna geçtim. Okuyor muyum izliyor muyum hala karar veremedim desem yeridir. Tesla mavi gözlü, zeka küpü kendisine hayran bırakan bir karakter. İlias gözümde hep sessiz sakin, çekingen bir tip olarak canlanıyor. Galen hakkında yorum yapmayacağım, dünya tatlısı :) Ah Meryam! Ah be Meryam! kızcağızın başına öyle şeyler geliyor ki, g...

İzledim: House of the Dragon

Resim
 Lütfen şu heyecanımı sizlerle paylaşabilir miyim ? Ama baştan başlamam lazım konuya. Ben Game of Thrones' en en en son izleyenlerdenim. Üniversiteye giderken ilk bölümünü açıp maalesef kelleleri görüp 'ben bunu izleyemem' diye düşünerek geri kapatmıştım. Etrafımda herkesin deliler gibi izlediği diziye başlamamış olmanın eksikliğini de hiç hissetmedim nedense. O kadar haklı buldum ki kendimi o dönem. Soran herkese 'bana göre değil' dedim. Şuan ben de kendime inanamıyorum. Ama herkesin vardır böyle dönemleri herhalde. Var dimi ? Neyse zaman geçti ben mezun olacağım zaman finali yayınlandı ve sosyal medyam GOT ile kaynadı ben hala izlemediğim için 'oh be kötü finale denk gelmedim' kafasındayım. Gel gelelim nasıl oldu da izlemedim kendimi hala anlamıyorum ama yaklaşık 2 sene önce izledim; baştan sona! Her gün delirdim her gün dizi izleyeceğimiz saati bekledim, her gün bunu konuşacak arkadaşlar buldum etrafımda. Aşırı gergin, heyecanlı bir izleme döneminden sonr...

İzledim: Güç Yüzükleri

Resim
 Yüzüklerin Efendisi yazıp kaçsam yeterli bir yazı olmuş olur gibi bir his var aslında içimde. E ben kim oluyorum da böyle bir filmin dizisini anlatacağım ? :) Yok dizi anlatmak yok şahane, bayıldık, sevdik deyip noktalamak var. Neyse uzun lafın kısası izlemeyen kaldı mı ? Ben yüzüklerin efendisini bayılarak izlemiş biri olarak merakla diziye başladım, ne ara birinci sezon bitti bilmiyorum. Diziyi kötü eleştirenler olmuş, neden ? Verilen emeğe de kötü yorum yapmak pek uygun gelmiyor bana. Konu kötü işlenir, sıralamada mantık hatası vardır o ayrı; ama öyle bir durum da söz konusu değil. Dizi karakter seçimiyle, ele alınışıyla gayet güzeldir. Küçük bazı yerlerde ben de 'Neden?' diye sordum. Yani güzel Galedriel gerçekten oradan yüzerek çıkabileceğine inandın mı ? Böyle yerlerde ben de tabi ki ister istemez sorguladım. Ama türü gereği çok normal değil mi ? Yıldızdan düşen amca aklımı aldı mesela ya da Nori'nin cesareti kalbime umut serpti. Arkadaşlık desek elflerle cücelerde! ...

Harry mi Potter ?

Resim
Ben size bazen gittiğim yerleri yazmak istiyorum, bir bakıyorum size uygun fotoğraf çekmemişim. Neden ? Ayıp değil mi yaptığım. Hayır susturmayın biraz kendime kızacağım. Neyse çok üstüme gitmeyeyim, kafam doludur. Zaten şu kafa yorgunluğu değil mi perişan eden. Bazen telefonla konuşmaktan nefret ediyorum. Hatta genelde. Ama kafam doluyken ekstra kötü oluyorum, cümle kurmak zor geliyor. Neyse ne diyordum; geçenlerde Ankara'da bir mekana gittik, ne tatlı :) Bir kaç fotoğraf çekmişim, aferin bana! Bir de hayatımda ilk defa stand up gösterisine gittim, oh be! Nasıl iyi geldi. Aslında niyetim tiyatroya gitmekti ama izin günümde içime sinen bir oyun bulamadım. Sonra neden stand up olmasın dedim ve iyiki! Önce mekan Pub olduğu için saatlerce araştırmam gerekti. Oradan yorum oku, buradan fotoğraf bul derken gözümü kararttım ve deneyeceğim dedim. Çok iyi geldi be!  Ankara'nın 'lafazans' isimli stand up ekibinden Rüya Aslangül vardı o güne, o kadar sempatik ki, karnımıza ağrılar...

Okudum: Gurur Ve Önyargı

Resim
 Jane Austen Açık konuşmak gerekirse -ki neden gerekmesin ? sırf Hasan Ali Yücel okumadım, okumak istediğim için sipariş verdim. Kitap hakkında en ufak fikrim yoktu. Siparişim geldi ve kitap gözümü korkuttu. Kendime 'yandın kızım' dedim. Çünkü okuyacağım ve sıkıcı olacak diye önyargılı oldum. Kitapla nasıl uyumlu düşündüğümü anlayın isterim :) Ama aşırı ters köşe oldum. Kitap beni ilk sayfasından şaşırttı. İLK SAYFA. Böyle bir kitap olamaz. O kadar tatlı ki, şimdi hep öveceğim :) Kitabı elime aldığım gibi bitirdim desem yeridir. Kalın bir kitap ama sanırım iki üç günde bitti. Durakta, otobüste, evde her yerde okudum. Otobüsten inerken 'Of şu sayfa bitseydi' diye düşündüm. Ki bu aşırı garip gittiğim yolu düşünürsek.  Neyse tamam tamam durun; kitap sıkıcı görünümünün tam aksi. Okumaya başlayınca direkt anlıyorsunuz güzel olduğunu. Hemen konuya dahil olup sonrasını merak ediyorsunuz. Dizi izler gibi okudum ben. Hep sonraki sayfayı merak ettim. Önemli olan da bu değil mi ? ...

Okudum: Gizli Bahçe

Resim
 Ah Deep! Ne güzel kitap önerdin yine… O kadar tatlı bir kitap ki..! Ne okumalıyım dedim, Deep cevap verdi aldım okudum, yazmakta geç kaldıklarımdan. O yüzden Deep’e teşekkürle giriş yapıyorum:)  İlk sayfadan son sayfaya akıcılık, anlaşılırlık, sadelik sizi alıyor ve asla bırakmıyor. Bazı kitaplar elden düşmüyor ya bu kitap o ‘bazı’ kitap işte. Merak ettiriyor, müdehale ihtiyacı duymana neden oluyor, dizi izler gibi okuyorsunuz. Ah Mary… Aile konusunda bir o kadar şanssız, seçtiği aile de o kadar da şanslı. Kendi şansını kendi yaratan ama bunu bilinçli yapmayan, yabani dedirtecek kadar içe kapanık ve asi ama aslında meraklı, öğrenmeye açık ve sevmeyi bilmediği için yabani sanılan, bence, pamuk kalpli küçük bir kız. Yalnız başladığı hikaye meraklı yapısından dolayı kalabalıklaşıyor. Yer yer yapmaması gereken şeyleri yapıp, atmaması gereken adımları atarken yer yer içine kapanmakla kalmayıp kendini kendine kapatan Mary’nin tatlı hikayesi.  Uzun süredir okuduğum kitaplar içi...

Bahçe Kapılarınız Açık mı?

Resim
Yoktum, okumaya izlemeye devam ederken sadece buralarda yoktum. Oturup özenle yazmaya vakit bulamayınca ara açıldı, ama çok seviyorum burayı. Özel alanım bu alan benim, o yüzden ne zaman kaçmak istesem burada buluyorum kendimi.  Zaman zaman siz de yalnız hissediyor musunuz? Bu konuda yalnız değilimdir herhalde? Bazen her şeyden bunalıyorum, kendimi dinlediğimde kendime hak veriyorum. Yine öyle bu aralar; yine haklıyım canım kendim :) Arkadaşlıktan ne bekliyorsunuz ? Buara bu konuda kendimi sorguluyorum, ben mi abartıyorum bu mertebeyi diye, ne dersiniz? Önceden, çocukken diyebileceğim bir öncelikten bahsediyorum, gözüm kapalı severdim çevremdekileri, ama sonradan evrildi bu kavram bende. İhtiyacım olan bir dönem kafamı kaldırdığımda yoklardı çünkü ‘arkadaşlarım’ sonrasında ise ‘ama bilmiyorduk’ dediler. Mesela bu noktada; insan arkadaşında bir değişiklik olduğunu farketmediğinde farketmediği için haksız olmuyor bilmediği için haklı mı oluyor ? O dönem bunu sorgularken aynen kimse k...

Arayı Kapatma Çalışması Okuduklarım

Resim
 Normalde birer birer yazardım ama yetişemedim bu ara. Zamansızlık demeyelim de geçiştirmek istemediğim için başına oturup kendimi dinleyerek yazmak için bekliyorum diyelim. Diğer türlü tadı çıkmıyor bence. Neyse geçen haftalarda okuduğum üç kitabı paylaşacağım sizlerle. Rakamla üç ama çok da üç sayılmaz :)  Bir tanesi 75 sayfa :) Olsun vazgeçtim; üç. Ayrıca yazmadan belirteyim bu kitapları en son ben okumuş olabilirim. Kendimi geç kalmışım gibi hissettim bazılarını okurken, ne demek istediğimi siz de anlayacaksınız. Öncelikle; Dostoyevski 'Yeraltından Notlar' Ben kitapları genelde toplu taşımada okuyorum. O yolun nasıl geçtiğini anlamıyorsam beğendim diyorum. Yolun nasıl geçtiğini anlamama izin vermedi. O kadar içimizden anlatmış, o kadar kendimizle konuşmamızı anlatmış ki, herkes kendi iç sesini duyabilir okurken. 'Evet ben de böyle düşündüm' dersin illa ki bir yerinde. Karmaşık gibi de geliyor bir yandan ama sonra sonra oturuyor taşlar. Çok sade bir dille çok akıcı e...

Okudum: Alaska’nın Peşinde

Resim
 Alaska’nın Peşinde - John Green Bence yaş aralığı 17-25 olan bir kitap. Bana biraz öngörülebilir geldiği için ve üniversiteye hazırlanan bir grup gençten bahsettiği için böyle düşünüyorum. Bu kötü eleştiri olarak algılanmasın çünkü kitabı beğendim.  Konu olarak bahsettiğim gibi gençlerden bahsediliyor, üniversiteye hazırlanmak İçin yatılı okula giden ve orda ilk içkisini, ilk sigarasını içip ilk kez kız arkadaş edinen gencin yaşadıkları, hayata bakışı ele alınmış. Gitmeden önce sade bir hayat yaşarken yatılı okula gittiğinde tehlikeli diye isimlendirilen gençlerle arkadaş olan ama çok güzel dostluklar edinen ve onlarla heyecanlı olayların içine düşen Tıknazın tatlı hikayesi.  Genç grubun içinde her birinin farklı dertleri olduğu İçin hepsinin hayata bakışı, hayattan beklentileri farklı. Özellikle; annesini gözünün önünde kaybeden Alaska. Yaşadığı olay nedeniyle hayattan beklentisi erken ölmek. Bu nedenle de çok kolay tehlikeye atlayabilen cesaretli dediğimi ama aslında ...

Okudum: Gör Beni

Resim
Azra Kohen hanımcığım yapmış yapacağını diyerek başlamak istiyorum. Bu kitabı o kadar abartmak istiyorum ki, şahane! Yazının her cümlesini ilk cümle gibi düşünebiliriz.   Neyse konuşalım biraz kitap üstüne, haydi. Öncelikle arkadaşımın tavsiyesi üzerine aldım bu kitabı. Çok beğendiğini iki günde bitirdiğini anlatınca durur muyum, o an sipariş verdim. Azra Hanım'ın yazı dilini ve bakış açısını zaten çok beğeniyorum. Ama kitabı elime aldığımda cesaret edememiştim tavsiye edilene kadar.  Kitap geldiği gibi okumaya başladım. Abartmadan söylüyorum her sayfası altı çizilecek cümlelerle dolu. Ama ben iki günde bitirmedim. İlk 200 sayfasında karakterlere, karakterler arasındaki bağlantıya alışmaya çalıştım. Selim kim, İlmiye kim, Orhan neden gergin, Ülkü ne iş yapıyor, Ali çok mu küçük derken birden kitabın içinde buldum kendimi. Toplamda 593 sayfa kitap. Son 400 sayfayı abartmıyorum her fırsat bulduğum an okuyarak geçirdim. ''Her zenginliğin bir eksiklikten doğabileceğini hatırl...

Sahi Nerde O Eski Bayramlar ?

Resim
 Günaydın bayram sabahından... Günün hangi saati okursanız ona göre ayarlayın girişi. Şu 'Nerde o eski bayramlar?' sorusundaki eski bayramlarınız nasıl sizin ? Kalabalık mı, bol el öpmeli mi, kapı kapı şeker toplamalı mı anlatsanıza... Çünkü herkesin eski bayramı kendine has ve kendine güzel sanırım. Kimilerimiz kalabalık sabahlara uyanmayı severken kimilerimiz samimi sabahlar arıyordur. Kimimiz yeni kıyafet hevesi ile uyurken kimimiz onu hayal edemediği için birilerinden hediye bekliyordur. Hayır bayram bayram iç karartmaya gelmedim. Özel günlerde yazmayı çok sevmeme rağmen şimdiye kadar buraya hiç yazmadım. Bayramlaşıp gideceğim ama bir kaç şey de yazmayalım mı ? Sizin eski bayram alışkanlığınızı bilmiyorum ama kendi bayramlarımdan bahsetmek isterim. Biliyorsunuz küçük bir yerde doğdum ve büyüdüm ben. İyisi ile kötüsü ile en sevdiğim zamanlar o zamanlar. En sevdiğim yer de orası. Orda akraba yok, bir kaç komşu sadece. Dolayısi ile hele ki bayram kış günündeyse bayramlaşacak k...

İzledim: Pera Palas'ta Gece Yarısı

Resim
 Evet haydi kavgaya J Ne kadar eleştirildi bu dizi yahu. Dizi asıl amacından çıktı çıkacak, neden? Öncelikle ben diziyi iki günde bitirdim, bayılarak da izledim. Buraya gelmeden önce şunları belirtmek isterim ki Hazal Kaya’nın oyunculuğunu beğeniyorum. Hayata karşı güçlü duruşunu da seviyorum.   Evet efendim, diziyi zaten merakla bekleyenlerden biri olarak çok çabuk izleyip bitirdim tadı damağımda kaldı. Eleştiri yapıcı olduğu sürece sorun yok ama kendi açımdan eleştirimde yok. Neticede güzel ve değişik bir konu, güçlü bir kadroyla çekilip sunulmuş. Kafamızı dağıttı mı? Evet. Konu klasik mi? Hayır. Çekim kalitesi iyi mi? Evet. Daha ne istiyorum. Verilen tepkiler eleştirildi. Eleştirilir, çünkü hali hazırda eleştirmek için bekleyen bir kesim var bence. Olmadığı ispat edilene kadar olduğuna inanacağım.   Ben böyle bir konu beklemediğim için şaşırdım, yer yer kafam karıştı. Çözdüm sandım çözemedim. Her bölüm bir sonrakini öyle bir merak ettirdi ki mecbur devam ettim. ...

Okudum: Hayatın Sesi- Gülseren BUDAYICIOĞLU

Resim
Tekrar merhaba… Uzun süre oldu buraya yazmayalı. Özellikle okuduklarımı arkadaşlarıma daha çok anlatmaya başladığımı farkettiğimde daha iyi anladım bunu. Size de oluyor mu bilmiyorum ama kesin oluyordur, tek bana olacak hali yok ya? Çok severek okuduğum kitapları illa anlatmam hatta mümkünse okutmam lazım. Belki onlar sevmeyecek belki tarzları, zevkleri farklı ama ne yapayım? Aynı heyecanı yaşamak istiyorum. Aynı filmi izleyenler gibi sohbet etmek istiyorum. Sonra bir bakıyorum karşımdaki gözleri donmuş şekilde dinliyor, -bitir artık kızım be- bakışı, nerde görsem tanırım J Ben de hemen buraya koştum. Biraz anlatacak kitaplarım birikti ama sırayla yazayım. İlk sırayı Gülseren Hanımcığıma verdim çünkü serisini okumuş biri olarak elim direkt ona gitti yine. Evet, Gülseren Hanımcığımın ‘Hayatın Sesi’ adlı kitabını okudum. Aslında yalan yok kitap alırken gördüm yeni kitabını, geride kalmış olabilirim. Okuyanlar çaktırmazlarsa sevinirim. Yine direkt şahane yazıp bitirmem yok mu? Yok....