Kayıtlar

2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

‘Bilginize’

Resim
  Gerçekten biliniyor mu? Maillerin ve mesajların sonuna eklenen, ama çoğu zaman önemsenmeyen o kelime. Bir mail atılır. Sonuna eklenir: “Bilginize.” O mail okundu mu? Baştan sona bakıldı mı? Okunduysa da önemsendi mi? Bilinmez. Ama yazılmıştır. Mesaj atılır, yine aynı kapanış: “Bilginize.” Sanki yazınca herkes gerçekten bilgi sahibi olmuş gibi devam edilir. Sonra bir gün… “Bu konu hakkında bilgim yoktu.” Ama yazmıştık. Bu durumun en tanıdık hali şu: “Mail attım.” “Görmedim.” “İleteyim sana.” İletme. Gerçekten iletme. Bir kere de bilgilenmemiş olayım :) Bir keresinde ilgili bir konuda herkese mail attım. Onayını aldım. Yetmedi, çıktısını alıp ürüne iliştirdim. Sonra ne oldu? “Bilgi olmadığı için işlem iptal edildi.” Böyle zamanlar biraz gergin zamanlar oluyor. Tepkini de kontrol altında tutman lazım. Önce sakin sakin ararsın. Açılmaz. Sonra en iyi bildiğin şeyi yaparsın: Yazarsın. O mailler vardır. Kibar ama net. Resmi ama mesajı açık. Ma...

Kısacık Bir Şey Sorabilir miyim?

Resim
  “Kısacık bir şey sorabilir miyim?” “İki dakikanızı alabilir miyim?” “Zamanınız varsa çok kısa bir şey…” Gerçekten kısa mı? Genelde değil. Bu cümleleri duyunca insan, aklındaki planların en az yarım saat erteleneceğini bilir. Hayır desen ilgisiz görünürsün. Dinlesen, yarım kalan işlerin üstüne yeni bir konu eklenir. Bir de bu soruların zamanlaması hiç şaşmaz. Tam çıkacakken… Tam bir işi yetiştirmeye çalışırken… Tam zihnini toparlamışken… Gelir. Eğer benim gibi “sonraya bırakmayayım, o an çözülsün” diyorsan, o anı da bırakamazsın. Sonuç: Stres üzerine stres. Aslında burada küçük bir gerçek var: İnsan, kendi sorusunu o anın en önemli konusu sanıyor. Ve cevabını da hemen almak istiyor. Senin o an ne yaptığın çoğu zaman görünmüyor. Bazen gelen sorunun aciliyeti de tartışmalı oluyor. Ama artık dinlemeye başlamışsındır. Hani sonucu bilirsin ama mecbursundur ya… Aynen o durum. Ve bazen gerçekten düşünürsün: “Bunun için mi zaman ayırdım?” Gülsek mi, ağlasak mı? ...

Bugün De Bitsin Mi?

Resim
Bugün de geçsin… Bugün bir bitseydi. Bugünü bir atlatalım da… Peki gerçekten bitsin mi? Hiç mi güzel bir şey olmadı bugün? Hiç mi bir çocuk gülümsemedi? Hiç mi bir kedinin başını okşamadın? Gerçekten tek bir iyi an bile yok muydu? Geçen gün, “ne zaman akşam olacak” diye düşündüğüm bir anın, ileride dönmek isteyeceğim bir güne ait olabileceğini fark ettim. Zaman geçiyor. Yaş ilerledikçe mi, yoksa yaşananlar arttıkça mı bilmiyorum… Ama bazı yükler daha çok hissediliyor. Ve fark ediyorum ki: Bitmesini istediğimiz günlere dönmek isteyeceğimiz zamanlar da geliyor. Evet, bazen çok stresli anlar yaşıyoruz. Bazen üzülüyoruz. Bazen sadece kaçmak istiyoruz. Ama gün geliyor, o kaçmak istediğimiz anlar bile bir “keşke”ye dönüşebiliyor. “Son günün gibi yaşa” demek kolay değil. Hatta bazen ağır geliyor. Ama hiçbir şeyin farkında olmadan yaşamak da bazı anları kaçırmamıza neden oluyor. İçinde bulunduğumuz zaman çok kıymetli. Belki mesele, günün tamamını sevmek deği...

Kurumsal Hayatta “Hemen”in Anlamı

Resim
  Kurumsal hayatta da gerçek hayatta da çok kurtarıcı, karşı taraf için ise zaman zaman sinir bozucu bir kelime: Hemen. Hemen bakıyorum. Hemen çıkıyorum. Hemen geliyorum. Zaman kavramını esnetmesiyle meşhur, anlamının çok ötesine geçmiş bir kelime. Bu cevapla üstesinden gelinmeyecek konu yok. Size bir şey mi soruldu? “Hemen ilgileniyorum.” Sizden bir şey mi istendi? “Hemen yapıyorum.” Bir mail mi atılacak? “Hemen gönderiyorum.” Arkadaşınızla buluştunuz ama hâlâ hazır değil misiniz? “Hemen çıkıyorum.” Böylece ne olur? O soru unutulur. O iş yapılmaz. O mail atılmaz. O arkadaş saatlerce bekler. “Hemen gönderiyorum” denilen hiçbir mail hemen gelmez. Bu cümleyi duyduğum anda içimde hafif bir gerilim oluşuyor. İlginç olan şu: Aynı kelime, kimin söylediğine göre anlam değiştiriyor. Sen söylediğinde anlamlı. Sana söylendiğinde anlamsız. Bir bilgi mi toplanıyor? “Hemen yanıtlayacağım.” Büyük ihtimalle yanıt gelmeyecek. Ama bir noktada konuşmanın da bitmesi ...