Kayıtlar

İnsan Neyi Özler ?

Resim
  İnsan neyi özler? Geçmişi mi? Sevdiği şehri mi? Okulunu mu? Neyi özler insan? Geçmiş zamanı mı, geçen zamanını mı? Eskiyi anarken zihnimizde hep anılar canlanır. “Fırsatın olsa hangi zamana dönmek isterdin?” sorusunun cevabı da genellikle geçmişten gelir. Peki neden? Geçmiş gerçekten çok güzel olduğu için mi, yoksa geçtiği için mi? Yaşarken çok da eğlenmediğimiz bazı anılara yıllar sonra gülmemiz biraz tuhaf değil mi? Belki de özlediğimiz şey geçmişin kendisi değildir. Belki de özlediğimiz, geçmişteki kendimizdir. Geçmişteki Özgül. Sıfır sorumluluğu olması gerekirken kendine sorumluluk yükleyen Özgül. Şimdi dönüp bakınca gülüyorum. Üniversitedeyim, hayatımın en sorumsuz olması gereken yılları. Evdekilere yük olmayayım diye bazen yol parasız kalıp yine de para istemediğim zamanlar olmuş. Kimse bana para isteme dememişti. Hatta istemediğim için kızmışlardı. Özlediğim şey para istememek değil elbette. Özlediğim şey, o zamanlar bana ağır gelen yüklerin a...

‘Bilginize’

Resim
  Gerçekten biliniyor mu? Maillerin ve mesajların sonuna eklenen, ama çoğu zaman önemsenmeyen o kelime. Bir mail atılır. Sonuna eklenir: “Bilginize.” O mail okundu mu? Baştan sona bakıldı mı? Okunduysa da önemsendi mi? Bilinmez. Ama yazılmıştır. Mesaj atılır, yine aynı kapanış: “Bilginize.” Sanki yazınca herkes gerçekten bilgi sahibi olmuş gibi devam edilir. Sonra bir gün… “Bu konu hakkında bilgim yoktu.” Ama yazmıştık. Bu durumun en tanıdık hali şu: “Mail attım.” “Görmedim.” “İleteyim sana.” İletme. Gerçekten iletme. Bir kere de bilgilenmemiş olayım :) Bir keresinde ilgili bir konuda herkese mail attım. Onayını aldım. Yetmedi, çıktısını alıp ürüne iliştirdim. Sonra ne oldu? “Bilgi olmadığı için işlem iptal edildi.” Böyle zamanlar biraz gergin zamanlar oluyor. Tepkini de kontrol altında tutman lazım. Önce sakin sakin ararsın. Açılmaz. Sonra en iyi bildiğin şeyi yaparsın: Yazarsın. O mailler vardır. Kibar ama net. Resmi ama mesajı açık. Ma...

Kısacık Bir Şey Sorabilir miyim?

Resim
  “Kısacık bir şey sorabilir miyim?” “İki dakikanızı alabilir miyim?” “Zamanınız varsa çok kısa bir şey…” Gerçekten kısa mı? Genelde değil. Bu cümleleri duyunca insan, aklındaki planların en az yarım saat erteleneceğini bilir. Hayır desen ilgisiz görünürsün. Dinlesen, yarım kalan işlerin üstüne yeni bir konu eklenir. Bir de bu soruların zamanlaması hiç şaşmaz. Tam çıkacakken… Tam bir işi yetiştirmeye çalışırken… Tam zihnini toparlamışken… Gelir. Eğer benim gibi “sonraya bırakmayayım, o an çözülsün” diyorsan, o anı da bırakamazsın. Sonuç: Stres üzerine stres. Aslında burada küçük bir gerçek var: İnsan, kendi sorusunu o anın en önemli konusu sanıyor. Ve cevabını da hemen almak istiyor. Senin o an ne yaptığın çoğu zaman görünmüyor. Bazen gelen sorunun aciliyeti de tartışmalı oluyor. Ama artık dinlemeye başlamışsındır. Hani sonucu bilirsin ama mecbursundur ya… Aynen o durum. Ve bazen gerçekten düşünürsün: “Bunun için mi zaman ayırdım?” Gülsek mi, ağlasak mı? ...