Kayıtlar

2016 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Çay Var İçen mi?

Aslında bakmayın çay dediğime tiryakisi değilim. Ama taze çaya dayanamam o ayrı.  Şöyle çaysız duramayanlara hayranım doğrusu. Ama yinede sabah kahvaltı çaysız olmaz. Bide akşamları yeni demlenmiş çaydan iki bardak olursa güzel olur. Kahveyi daha çok sevenlerdenim aslında.  Ama çaya da kıyamıyorum :)  neyse konu dağılmasın şimdi, alacaksın çayını kafanı dinleyeceksin. Çay muhabbeti sever diyorlar ya çay muhabbeti de sever yalnızlığı da aslında.  Mesela ben çok severim çayı tek içmeyi.  Çay var içen mi?  Çay var mevzu derin. Bazen de havasından suyundan muhabbetlere eşlik eder. Tam ortam içeceği. Yazın harareti alır kışın içini ısıtır.  Çay severim ama tazeyse...

Bencil miyiz Biraz?

Saçma bir soru oldu değil mi?  Olsun sorasım geldi,  severim cevabını bildiğim soruları sormayı. Bencil miyiz? Ya da şöyle sorulabilir : 'çok mu benciliz? ' Çok mu çok oluyoruz. Bencillikte sınır tanımıyoruz. Elbette hepimiz ucundan kıyısından benciliz.  En bencil olmadığını düşünenden bencil olduğunu bile bilmeyenine kadar. Dibine kadar hemde!  Biraz normal,  fazlası anormal. Tabiki insan önce kendisini düşünecek.  Çünkü sen mutlu olmadan etrafındakileri de mutlu edemezsin. Hemfikiriz bu konuda.  Ama bu demek değil ki herşeyi kendine göre ayarla!  Bu demek değil ki etrafını düşünmeden kararlar al ve uygula! Öncelikle bencillik nedir?  Sadece kendini düşünmek mi?  Sadece ama sadece kendi çıkarlarını düşünüp hiç bir koşula dikkat etmeden hareket etmek mi?  Eğer ki senin adımın bir başkasına takılıp acı veriyorsa ordadır bencillik.. Senin elin başkasının kolunu acıtıyorsa ordadır bencillik.  Sırf - ben nasıl mutluyum derse ...

Her İşin Kötü Yanı vol1: Kasiyerlik

Her İşin var bir zorluğu. Kimisinde çocuklar yorar kimisinde evraklar kimisinde ürünler kimisinde tabiki her işte olduğu gibi insanlar yorar!  Bizler tüketici kısımda olduğumuz an'larda bir bencilleşiyoruz,  bir empati kurmayı unutuyoruz. Mesela kasiyerler, bütün mesai boyunca çeşit çeşit insanla uğraşırlar. Çok az bir kısmı anlayışlı geri kalanı hep bir stres atma çabası.  İşinde sinirlenen kasiyere kızar,  evinde sorun yaşayan özel hayatında problemi olan gelir kasaya atar stresini.  Kart çekmez kasiyere kızar,  fiyat farklı görür kasiyere kızar,  bozuk para çıkmaz kasiyere kızar... Kızar da kızar. Yahu evet zaman değerli ama hangi kasiyer sırf canı istedi diye sizi sırada bekletir ki?!  El insaf biraz empati! O kadar ki, bazen hakaret boyutuna getiriyor insanlar durumu. Kendileri işlerini 4-4lük yapabiliyorlar ya orda zaten gergin olan kasiyerlere herkesin ortasında bağırsınlar da biraz rahatlayıp gitsinler evlerine. Kasiyerlik sabır gerekt...

Kaybetmeden Kaybetmez İnsan

Resim
Bugün gördüğüm bi yazı var.  Kaybetmekle ilgili.  Hani en ufak şeyde kaybetmiş sayanlar var ya kendini, onlara denmiş gibi... Kaybetmek... Kısa,  basit ve derin... Sen çantanı kaybedince üzülürsün diğeri can'ını. Şimdi o kadar da değil demeyin,  o kadar.  Haber okuyorsun okuduğuna üzülüyorsun işe gidiyorsun gördüğüne inanamıyorsun. Birileri can kaybında birileri mal... Kaybetmek derin kelime! Kaybetmeden büyümez insan,  ama maddi kayıp değil büyüten. Kaybın her türlüsü elbette zor ama her türlüsü giderilmiyor... Ama her kayıp da kayıp değil aslında...  Kaybetmediklerimiz var... Her zaman bizimle olabilen...   Ama insan yinede empati kurabilmeyi bilerek atmalı adımları...  O kadar da sığ bir kelime değil kayıp... Kaybetmek... 

Beklentiler Üzer ama Beklemek Bitmez

Hepimiz teori de biliyoruz aslında bunu,  beklentiler üzer! Elde değil ki beklememek... Yani ne kadar uygulamaya çalışsakta birçoğumuz başarısız oluruz bu konuda. Neden bende bilmiyorum çünkü bende başaramayanlardanım... Çok çabalıyorum,kendimi telkin ediyorum ama sonuç olumsuz... Doğamız böyle bence. Beklemek üzerine! Ne kadar boşvermeye çalışsakta üzülürken  bulmuyor muyuz kendimizi? Neden böyle oldu veya neden olmadı diye sorgularken... Oysa çok bişey de değil istediğimiz ama karşılanmaz ve karşılanmadıkça etkisi daha büyük olur. Çünkü ufak bişey bile çok mu görülüyordu'ya gelir konu. Çok mu zor?  Çok mu şey istiyorum? Yapılmayacak bişey mi?  Sorular sorular... Cevapsız sorular. İnsanı en çok da peşindeki bu sorular yoruyor, yaralıyor... Çok diyorum kendime,  sen kendini sev kendin yap ve kimsenin yapmadığı bir şeye üzülme!  Oluyor mu tabiki hayır... Ama ne kadar olmazsa o kadar üzer... Beklentiler her zaman üzer. Ne mutlu beklentisi olmadan yaşa...

En Tatlı Çiftler En Tatlı İnsanlar...

O kadar çok seviyorum ki eski insanları... Eski derken, kıymetli anlamındaki eski. Bugün, en çok ihtiyacım olan bir saatte o kadar tatlı bir çiftle tanıştım ki... İzin günü göz muanesi gelenegimle başladım güne. En sevmediğim zamanlar izin günümde isimin olduğu zamanlar. Tabiki sağlık en önemlisi. İhmale gelmez! Neyse bir baktım, göz taşı oluşumundan ameliyathane sirasindayim... Ameliyathane sırası ?! Tek başıma?! Tabiki kolay bir işlem ama korkmamak elde değildi... Derken yanlarında oturduğum teyze ve amca o kadar şeker sohbet etti ki en son beni sıradan kaçmaya ikna ettiler ve kaçtım! Guvenmediginiz yerde müdahale ettirmeyin :) Robotten kahve içtim dedi amca. Robot dediği kahve makinası! Tam yemelik değil mi ?! -uuu bana da çorba yapsın dedi eşi... Ya siz ne tatlisiniz... Gerçekten o kadar saf o kadar temiz ve maşallah ki o kadar mutlular ki. Gerçek anlamda mutlu! Maşallah... Ozenilesi hayat... Erken gelmişiz dünyaya dediler. Bence tam zamanında gelmişler oysaki!

Hayat Bize Lunapark

Resim
En çok sevdiğim yerdir lunapark. Küçüklüğümden beri! (sanmayın ki çok büyüdüm :) ) Ben zaten doğa insanıyım. Beni AVM'lerden uzak tutun mümkünse. Atın parklara, bahçelere... neyse ne diyordum ? - Lunaparklar... İçinde korkuyu, heyecanı, adrenalini ve bunların yanında kocaman gülümsemeleri barındıran yer değil mi, sadece bana mı öyle geliyor ?! Benim küçükken en sevdiğim oyuncak 'elmalı tırtıl' dı. Nasıl bir mutluluktu benim için... hem korkardım hem de çok mutlu olurdum. Nerde tehlike orda ben zaten! korkarak eğlenmek kanımızda var sanırım. İşte hayat! Gerçek hayatta da korkarken eğlenebiliyor olsak keşke... Sadece korkusu bizimle oluyor ne yazık ki. Ama içinde her şeyi barındırmaları ile benzetiyorum zaten. Şarkı da ki gibi 'bazen hüzün, bazen neşe' Mesela öneri film listemin başlarında yer alan 'Cesaretin Var mı Aşka' filminden anlamlı bir kare. Çok anlamlı değil mi ? Hayat bizim yaptığımız planlara, aldığımız kararlara bakmadan devam ediyor...

Baba...

Ne çok şey anlatır bir kelime; Baba... Can demek, güç demek, destek demek, liman demek... Baba demek çok şey demek! Her an kendini güçlü hissetmen demek, güvende hissetmen. Bir şeyi yapamasanda seni en çok seven birinin varlığı demek. Şükür sebebi! Uzun süredir kendimi boşlukta hissediyorum. Küçük bir kız çocuğuna dönüştüm sanki. Önceden her şeye çemkiren, cevap veren kız en ufak bir ses yükseltilmesinde ağlayarak kaçmak istiyor artık... Boğazımda üç nokta... Yutkunamadıklarım... Her kızın babası kendine özel, benim babam bana özel! Aile şükür sebebi... Anne, baba... Güç..! Onlarla geçirilen her saniye ne kıymetli... Bir cümleye baba diye başlamak ne değerli...

Burama Kadar Yalnızım

Kalabalık içinde yalnızlık dedikleri, burama kadar yalnızlık dedikleri şey'le aynı olmalı... Mesela burama kadar buram buram yalnız hissediyorum bazen... Aslında kimse yok değil, var ama varken olmamaları daha kötü değil mi..? Arkadaş, dost dedikleri her yalnız hissettigimizde olmamalı mı..? Canım dost dediklerim genelde olmazlar her durumda... Hatta sanırım hiç bir durumda. Ustumuze ustumuze geldiğinde duvarlar, kendimizle konusurken yakalarız kendimizi. Kendi kendimize kendimiz destek oluruz... En güzeli, en sağlıklısı... Seni senden iyi kim anlar ki..?

Bebek Irmak...

Melek Irmak,küçük Irmak, güzel Irmak... Kurulamayan hayatı, kuramadığı hayalleri, ogrenemedigi oyunları... Irmak... Düşüp de yarası için aglayamayan Irmak! Ve PEDOOFİLİ pislik! Polisten korkarım derken Allahtan korkmaz mısın be vicdansız ?! Nasıl bir hal ki küçücük bebeğe dokunurken titremeyen eller polisi duyunca korkuyor, ağlıyor?! İçerde kendini duvardan duvara vuruyor! Irmaklar aksın, Irmaklar yaşasın!  Duymadığımız, duyamadigimiz nice Irmaklarimizin sesleri kesilmesin. Duyulsun. Çocuk bile değil yahu bebek bebek! İşte bu psikopatlara idam gelsin! Şu anlatılanları duyan aile ne yapsın ? Pedofili ye karşı sessiz kalma!

Büyümek de Nerden Çıkmış ?

İçiniz yaşlanmasın,gerisi hallolur. Kalp güzel olsun, söz ona uyar... Temizlik içten olur,kendinden olur... Güzellik sonradan kazanılmaz, kalpten gelir... Ya yorgunluk ? Şu üstümüzden atamadığımız yorgunluk ?! Dinlenmekle geçmeyen, her gün artan... Çok yoruluyoruz, her gün daha çok yoruluyoruz. Bizi biz yoruyoruz. Dusuncelerimizle, izin verdiklerimizle, secimlerimizle... Yoruluyoruz, dinlenmekle geçmiyor. Zor değil mi ? Bazen gerçekten çok zor... Büyümek... Ne yorucu ?! Her gün bir şey öğrenmek, her gün büyümek... Çocukken hep büyümek isterdik,büyüdük...buyuyoruz... Keyiflenerek değil maalesef huzunlenerek... Her gün artan hüzün! Bilseydim etrafımda "büyüme be" diyenlere inanırdım. Ağaçtan çağla toplar,bekciden kaçardım. Hoş, hala yaparım! Ama bilseydim büyümenin gıcık olduğunu, o kadar da heveslenmezdim. Sonuçta ekşimen yerken daha mutluydum! Sabahtan akşama kadar dışarda oyun oynamak varken, büyümek de nerden çıkmış ?!

Kıymet Bilmek Gerek

Kıymet...Ne güzel kelime! Kıymet bilmek gerek şu hayatta. Her anın kıymetini bilmek hatta her saniyenin. Çünkü bir saniye öncesine dönmek istesek yok, dönemeyiz. E madem öyle nedir hala bu öfkeli, nefretli yaşayışlarımız ? Hep bir nefret içimizde... Hep bir kötü düşünce... Paylaşılamayan ne çok şey var değil mi ?! Oysa hayat kısa. Bir dolu planının bir dolusunu yapamayacağın kadar kısa. İçinde kalır, kursağında kalır, kalbinde kalır... Kocaman bir keşke kalır yanına! "Bari şunu yapsaydım" der kalırsın kenarda... Bir saniye sonrasına attığın her plan bir belki olarak önünde. Bir ihtimal! Sen bilmezsin Allah bilir... Ne gerek var erteleyerek, kırarak dökerek yaşamaya ?! Bir söz var ya hani ; "Her günü son gününmüş gibi yaşa!" Öyle ibadet et, öyle sev, öyle yaşa, öyle gül... Ama nefret etme, kin tutma, pişman olma. Yarın için bir keşke bırakma kendine, keşke'ler ağır! sevdiklerinle zaman geçirmekten daha güzel ne var şu hayatta ?! Kıymet...Ne güzel...

DURDURULAMAYAN ZAMAN

Durdurulamayan zaman... Çok isterdik zamanı en değerli, en mutlu anl'larımızda durdurmayı. Mesela ben, küçüklüğümden beri ışınlanmayı bulmak istiyorum. İstediğim zamana ışınlanabilsem, ne güzel olurdu! Ama bencilce bir düşünce aslında değil mi ? Senin en mutlu olduğun an, başkalarının en mutsuz olduğu an'a denk geliyorsa ya ? Sen gülerken, ağlayanlar varsa ? Ki kesin var. Hep öyledir zaten. Hiç bir zaman herkes aynı anda mutlu olmaz, olamaz... Ama en mutlu olduğumuz anlar... Herkes aynı anda mutlu olsa... Mutlu anlar uzun sürse... Keşke... Öyle bir dünya yok değil mi ? Bu yüzdendir hep geçmişe bağlı, hep geçmiş özlemiyle yaşıyor oluşumuz. Hep kıymetli anlarımızı geçmişte saklıyor oluşumuz. 2 sn öncesi de geçmiş zaten. Zaman durdurulamıyor. Zaman hızlı... Yakalanmıyor zaman. Geçenlerde bir karar aldım. Dedim ki kendime; 'Geçmişi düşünerek yaşamak yok kızım, anı kaçırıyorsun!' İzin günlerimi yıllık okuyarak, fotoğraf bakarak duygu seli geçirmişliklerim var be...

Ne Çok Can Sıkan İnsan ?

Resim
Mavi.. Ne zaman yalnız hissetsem maviye koşarım ben. Yalınayak, arkama bile bakmadan... Dibe batacaksam da orda batayım isterim. Dinler,sakinleştirir hatta önce en dibe batırır sonra çıkarır su üstüne. Sahte değildir, dinliyor -gibi yapmaz. Comerttir; herkesi dinler. Mavi huzur... Zaten suyun altı, üstünden daha güzel değil mi ? Dinginlik... Şu kalabalık'tan uzaklaşmak... Ne zaman daralsam kaçarım içime... Kendime kızar, kendime söylerim. Önceden kaçacak bir  arkadaş arardım,sonra herkesten kaçar oldum. Ne cok laf arayan, senden alıp ona taşıyan. Ne çok canı sıkılan, sıkıntıdan dedikoduya saran. Ve ne çok var.gibi görünüp aslında olmayan... Diyorum ya en dip en güzeli... Mavi huzur, mavi samimi...

Fitne Kötüdür!

Resim
                                                               Çay Tabağı Hatırası :) Fazla düşünmemek lazım aslında olanları, olacak olanları... Hayat kısa kısa. Ama insanlar fesat! Kime iyi düşünsen, arkadan fesatlık dönüyor. Ama işin tuhafı da herkes böyle düşünüyor kendisi ve çevresindekileri için. Herkes aynı konudan şikayetçi, herkes iyiniyetli. ee kim bu fesatlık çıkaranlar o zaman ?! Fitne kötü bir şey kötü! Ne zaman iyi düşünmeye çalışsam, birileri bir yerlerden fitne fesat çıkarıyor. Eleştiri eleştiri üstüne! Bırakın insanları kendi hallerine yahu. Eleştirmek kolay olan, hele fitne en kolayı. Önemli olan sessiz kalabilmek iyi düşünebilmek. İyi yönden bakabilmek. A...

Zaman Makinesi Her Eve Lazım

Hiç zaman makinesi istediniz mi demicem,herkes ister çünkü. Şöyle en sevdiğimiz, en mutlu olduğumuz yere gidip orda kalmayı... Zaman makinesi bazı günlerde hele çok lazım oluyor. Mesela bugün olsaydı, bugünü yaşanmamış yapardım. Atlamak isterdim tarihte bugünü. Siz hiç kendinizi çok değersiz hissettiniz mi ? Ama çok! Bayaaa değersiz yani. Ben hissediyorum. Hele buara bayaa hissediyorum. Fikirlerimiz önemsemediğini zaman degersizligin dibinde oluyoruz. Zaman makinem olsa 9-10 yaşlarıma dönmek isterdim. En rahat yaşlarım, en mutlu... Şükür bugünümüze tabi o ayrı! Ben sadece su değersiz hissettirilerek geçen günlerime üzülüyorum. İnsanlara değer vermek, dinlemek demek, söz hakkı tanımak demek, onemsemek demek. Kimse  onemsenmedigi yerde mutlu hissetmezki. Ah zaman makinesi... Olsaydın ne güzel olurdu. Ya da ışınlanabilsek mesela ? Şuan mutsuz muyum ? Hop kacabilsem... Ama maalesef...

Çok da Umursamamak Lazım Aslında

Resim
Çok yazıyorum buara yine... Gerçi hep çok yazıyorum. İnsan konuştuklarının anlaşılmadığını farkedince kendisiyle konuşmaya başlıyor. Kendisine anlatıyor, kendisiyle dertleşiyor... Ya da ben öyle yapıyorum! En sevdiğim yer, Didim. Didimdeyken hem yazar hem konuşurdum kendimle. Giderdim sahile, anlatırdım ne olduysa, neye neden üzüldüysem... Belki geçmezdi ama rahatlardım. Ama artık Ankara'dayım ve stres atacak bir yer olmayınca daha çok yazmaya başladım. Hoş, yazarken bile çekiniyorum.  Buara ne kadar çok konuşsam geçmeyen duygular var içimde. Kırıldıkça kırılıyorum. Zamanla  geçmiyor sızıları. İçine at at at, belli etme derken en olmadık yerde en olmadık kişilere patlayabiliyorsun mesela... Gerçi ben uzun süredir boyleyim. Önceden böyle değildi tabi. Yine duygusaldım ama bu kadar hüzün yuklenmezdi kalbime. Uzun süredir öyle değil... Uzun süredir sadece kendimi dinlemekten kaçıyorum. Çünkü daha alınganım, daha sinirli, daha tahammülsüz ama daha umursamaz. İy...

Dipnot: Kendinize Değer Verin

Uyumadan önceki dipnotumuz, değer vermek. En önemlisi de kendimize değer vermek! Önce kendimizi sevelim ki başkalarını da sevebilelim. Kendimizi sevmeden başkalarını sevmeyi başaramayız bence. Hoş, bu devirde az insan sevmek lazım. Malum -az insan çok huzur-. Az beklenti çok mutluluk. Zaten kişiler sizi kendi düşüncelerine göre yargılayacağı için yaptıklarınız önce sizin için önemli. Önce siz önem'lisiniz. Bencillik seviyesinde değil tabiki. Tamamen değer vermekten bahsediyorum.

Empati Diye Bir Şey Var

Bugün pek uyumalı bir gün olmadı bana anlaşılan :) Ne çok yazasım varmış :) Ama içime at at at her gün midem ağrıyor, her gün migrenim tutuyor, bu da can canım! Neyse... Ne diyorduk ?! Empatiiii. Empati çok önemli bir şey. Varlığından haberdar olmayanlara selam olsun! İnsanların birbirini anlayabilmesi ve birbirine anlayış gösterebilmesi için önce empati nedir ? Onu bilmeleri lazım. Karşınızdakinin yerine kendini koyabilme -sanatı- Evet resmen sanat! Çünkü bunu başardık mı, çoğu sorun kalkıyor. Karşınızdakine hak vermiyorsanız ona göre tepki alıyorsunuz, hak veriyorsanız da ona göre dikkat ediyorsunuz. Her iki seçenekte de saygısızlık olmamış oluyor, dedikodu olmamış oluyor, sağlam adım atılıyor sağlam! Bi durun da iki sn nefes alıp düşünün, "neden bana bunu dedi ? Ben olsam ne yapardım?" sadece iki saniye! Empati diye bir şey var. İnsanları birbirini anlamaya teşvik eden bir şey. Kim neyi neden yapıyor ? Belki sen daha fenasını yapacaktın ? Celallenme de bi düşün. E...

Dipnot: içtenlik önemli

Sabah oldu, uyku tutmadı, dedim yazıyım. En güzel rahatlama biçimi , yazmak. En güzel hediye de içtenlik! Ah ne çok severim şu sözü: "Herkes kalbinin ekmeğini yer". Üzmeyin, incitmeyin arkadaşlar... Kalp önemli... Kırılmasın, sonrası geçmiyor. Samimi olan samimiyet görür. Zor bu devirde samimiligi yakalamak. Yok içten'lik, kalp güzel olsun kalp. İçin rahat'sa gerisi mühim değil, ama değilse uyku'suz gecelerin vay haline. Ah biz insanlar... Çok kırıyoruz çok... Zaman o kadar değerliyken, kırarak geçiriyoruz... Sev'sek, sev'ilsek ?! Daha güzel olmaz mi? Zaman önemli zaman, bir dakikanın gerisi yok. Bir dakikanın dönüş'ü yok. Ah biz insanlar, samimiyeti kaybediyoruz. Kalp önemli kalp. İçten bir kalp değerli...

Gezelim Görelim:Ankara Dikmen Vadisi

Resim
Gezelim Görelim de bu hafta, Dikmen Vadisi :) Sincandan dikmen vadisine uzanan bir otobuslerde sürünme hikayesi :) Haftada bir gün iznim var ve bu hafta iznim otobuslerde geçti desem abartmış olmam. Neyse vadi demiştik. Ne güzel bir yer! Suyu seven bir insan olarak Ankara'da favori yerlerim parklar zaten. Görülmedik park kalmasın! :) parola bu! Gel gelelim sincan-dikmen 2.5 saat yol sürdü, 3  otobüs değiştirdik. Park o kadar büyük ki, gezelim derken orda da bayaa yuruduk. Ama şu manzaraya değer mi, değer! Tam foto çekinmelik yer. Yakınlardaysanız dış çekim bile güzel olabilir. Köprüler, banklar, sempatik ortam kesinlikle kullanılabilir. Şahsi fikrim gidip gorulmeli. Akşam kesinlikle daha güzeldir fırsatı olanlar uğrasın derim.

Tebessüm Sihri

Tebessüm... Herkese yakışan nadir şeylerden sanırım. Her kıyafet herkese olmaz, her söz her kişiye gitmez, her renk her ten'e uymaz ama tebessüm herkese çok yakışır. Kimsede eğreti durmaz mesela. İçten olduğunda tabii. İçten gülüşler bulaşıcıdır üstelik! En güzel bulaşıcı şeylerden de aynı zamanda yani :) Sen gülüyosun herkes gülüyor,ne harika bir duygu! Gülmeyi hep sevmişimdir bu yüzden, sırf yanındakilere bulaştığı için. Bir de güldükçe kendini iyi hissettiren bir özelliği de var extra! Mutsuzsunuz ama zorla tebbesum etmeniz gereken bir ortamdasınız, tebbesumun pozitifliği içinize işliyor. Gülelim...hep beraber gülelim... Hem zayıflamaya bile yardımcı kahkaha! Ne kadar faydalı bir eylem! Surat asıp başta kendimizi olmak üzere herkesi huzursuz etmektense gülelim! Bulaştıralım! Tebessümün sihrinden hep beraber faydalanalım. Bilinen bir sihir var, o da tebessümün sihri! Yoksa siz hala asık suratlı mısınız ? :)

Güvenmemek Lazım

Resim
Bazen laf söylemek beni deşarj ediyorr... Ama haklı konuşuyorum. Hoş, bazen alınsın diye yazdıklarım alınmıyor, diğerleri alınıyor ama olsun. Olur o kadar :) Mesela en sevdiğim yazılardandır bu yazı. Gördüm çünkü! Kim neymiş, kimmiş, ne kadarmış gördüm. İnsanları zor zamanlarınızda daha net tanırız. Daha seffaflaşır kimin ne olduğu! Ben mesela, herkese elimde olmadan güvenen ben, artık kimseye güven(e)miyorum. İster istemez şüpheci yaklaşıyorum cevremdekilere. Ne kadar üzücü... Ama öyle olması lazım... Güvenmemek lazım. İnsan, kendisine bir şeyler saklanmalı... Kimseye tam anlamıyla inanmamalı... Biri sana bir iyilik yapıyorsa maalesef vardır bir beklentisi. Beklentisiz iyilik yok bu devirde. Yok yani! Kalmamış...

Sevilen Şehir Güzel Konya!

Resim
Konya... Öğrenci şehri, kültür şehri, tarih şehri... Güzel Konya! Okumak için giderken evime uzak olduğu için ve denizsiz olduğu için üzülerek gidip de orayı çok sevip yine üzülerek ayrıldığım şehir; Konya! Evet deniz yok, evet büyük şehir evet yaşamak zor ama güzel Konya. Bir kere öğrenci kısmı ayrı, merkezi ayrı. Boşuna söylenmedi o 'Gez dünyayı gör Konya'yı' sözü! İlk günlerimde zorlansam da öyle bir alışmışım ki mezun olduktan sonra özlemeye başladım. Ve 4 yılımı geçirdiğim şehri de yazmasam ayıp olurdu. Yazacağım... Detaylı yazacağım... Konya'da 29 Ekim!   Mevlana şehri güzel Konya'yı detayla kendi gözümden yazmaya çalışacağım ilerki günlerde...        

Demir Eksikliğim

Bugün ne yaptım ile başlayacak olursak konuya, bir şey yapamadım. Peki neden ? Küçüklüğümden beri demir depolarım boş benim. Küçükken gizli gizli toprak yermişim zaten :) Sonra ne zaman kan tahlili yaptırdıysam demir depolarımın boş olduğu söylendi. Ömür boyu kullanılması gereken bir ilaç verildi falan filan. Tabi ki ben de bir ilacı sürekli kullanamayanlardanım! Ama sürekli kendimi yorgun hissediyorum. Hatta son iki hafta da iki defa bayılma noktasına geldim. Bugün de o kadar halsizdim ki, mesaiyi saate bakarak tamamladım. Kolunu kaldıracak halinin olmaması ne kötü bir duygu! İçimden oynamak gelirken, hareket etmekte zorlanmak! İşte demir eksikliği budur! Aslında bendeki demir eksikliği de değil. Demir var, depo boş! Dolayısı ile kandan almaya başlayınca halsizlik yaşıyorum. İnsanın bütün gününü, günlerini ertelemesine sebep olan bir şey. İlaç kullanmaktansa faydalı yiyecekler tüketme taraftarıyım. O yüzden araştırmaya başladım. Yeşil yapraklı sebzeler ön planda. Hiç de dikkat ...

Mavi Huzur

Resim
Mavi diyorum, mavi... Baktıkça huzur, baktıkça ferahlık... Derdini alır, sahile vurur deniz. Sadece dinler dinler dinler... Dök içini düşünmeden, tartmadan. Mavi diyorum, mavi... Geç karşısına izle saatlerce. Sıkılmadan, bunalmadan... Aksine huzurla. Mavi huzur, içimiz mavi. Yıllarca maviliklerle yaşamış, büyümüş biri olarak diyorum ki arkadaştan  arkadaş, dosttan dosttur mavi. Aç kucağını gökyüzüne, mavilige bak, huzur! Gözlerin dalsın denize, derinlere.. Huzur! Sihirli gibi... Mavi bizim rengimiz, mavi biziz...

Senden Sonra Ben/me after you

Sonunda bittiiiii :) Biraz uzun sürdü okumam, sadece yolculuklarda okuduğum için olsa gerek. Peki 'uzatma lafı nasıldı?" derseniz, on uzerinden yedi. Aslında kitabım hediye olduğu için bence harikaydı :) Ama eğer objektif değerlendirmek gerekirse aman aman bir kitap değildi. Gerçi ilk kitabı da bir solukta bitirdim diyemem, bu kitap da öyle bir solukluk değildi. Ha kötü mü ? Hayır. Yer yer harikaydı, yer yer durağan. Sonuçta yine açık uçlu bitirildiği için bitmemiş gibi geldi bana. Bazı bölümlerde ara vermek zor geldi, bazı yerlerde uzatılmış cümleler vardı. Ama ortalama olarak güzel bir kitap, okunmalı derim.

DİNLEMEK VE DİNLENMEK

Ne çok ihtiyacımız var 'dinlenmeye' Ne çok ihtiyacımız var 'dinlemeye' Aslında iletişim aç'lığımız var gittikçe artan. Artık dinlemiyoruz, okuyoruz. dinlenmiyoruz, okunuyoruz. Çağ iletişim çağı! İyi güzel ama bir yere kadar güzel. Burası iyi mesela inecek var! Bazen durup, inmek ve dinlenmek gerekir. Gerekmez mi ?! Mesela arkadaşlarımızla yorumlaşmak, like'laşmak yerıne yüz yüze-face to face konuşsak, mimiklerinden anlasak, sesini duysak ? Ama yoook yoruluruz! Alışveriş de sitelerle, sohbet de, kitap okuma bile böyle. Maddeleştik, bizden sonrakileri düşünemiyorum! Çılgınlar gibi sosyal medya! Aslında ben interneti çok sevenlerdenimm! Ama kullanmayı bildikten sonra seviyorum. Tabiki bankada sıra beklemek yerine internetten halledeceğim; tabiki arkadaşımın paylaşımlarını takip edeceğim, ucuz ve güzel bulduğum elbisemi kapıma getirteceğim hele bir de kargo bedavaysaaa ohhh tadından yenmez!!! Ama yeri geldiğinde bulunduğum ortama saygısızlık edecek kadar eli...

Üzülmeye Ne Kadar Hazırız

Resim
Üzülmeye ne çok zaman ayırıyor insan ?! Ne çok meyilli üzmeye kendini... Kendisiyle kaldığı an hüzünlenmeye hazır, dokunsan ağlayacak, dokunmasan zaten ağlayacak! Ne çok unutuyoruz mutlu an'ları... Ve hiç unutmuyoruz mutsuzlukları. Unutmak yerine içimize kazıyoruz üzgün zamanları... Kendimizi üze üze yaşamaya devam ediyoruz! Mutlu an'ları hiç'e sayarken hiç suçlamıyoruz kendimizi.. Oysa zaman geçiyor, zaman kıymetli, zaman hızlı! Oysa salise bile geri gelmiyorken nasıl hafife alabiliyoruz bu kıymet'i... Bizler ne hazırız ağlamaya, hüzünlenmeye...

Yeni Ayakkabı Faciası

 Ne zaman yeni ayakkabı alsam ayağımı vurması beni mahvediyor! İyisi de olsa kotusu de hepsi mi aynı olur?!  İki gün resmen eziyet çekiyorum. Eve gitmek için saat saymaya başladım desem yeridir. Ne yolu denesem bulamadım bir çözüm daha. Yine bir yeni ayakkabı facialı günlerden birindeyim. İnsanın neresi agrirsa canı ordadır derler ya, resmen öyle şuan!  Ne yapmak lazım ?! Nasıl yapmak lazım? Yara bantları, peceteler dost yine bana...

Müzik Seçimi

Müzik ruhun gıdasıdır diyerek söze başlamak istiyorum :) Ben de çok severim hele ki işe giderken 45 dk suren otobüs yolculuğumda kulaklıkları takıp, her parça da ayrı bir hayal kurmayı. Benim tek sorunum bu konuda, parça sıkıntısı! Müzik indirirken o kadar seçici oluyorum ki, dinlerken de bir o kadar canım sıkılmaya başlıyor. En sevdiğim parçalardan sıkılır oluyorum! Seç seç seç doyamadım yani! Telefonumda hafıza sorunu olduğu için az ve öz olsun, en sevdiklerim olsun istiyorum ama gelin görün ki hala net çözüm bulamadım...

Hangi Arkadaş ?

 Arkadaş ve dost kavramlarını kaybedeli çok uzun zaman oldu... İnsanlar için elinden geleni yaptıktan sonra en önemli zamanlarında yalnız kalınca anlıyorsun ki her şey gerçekten çok 'sahte'. Soğutucu etki bir nevi. Şöyle ki sen güven, kalbini aç, sıkıntılarını paylaş, beraber gülmek için saçmala ve sonra yalnız hissettt.  Genelde çok arkadaş edinen birisi olarak başlarda çok zoruma gitmedi değil, gitti. Ama zamanla kendinle mutlu olmayı, kendinle konuşmayı öğreniyorsun. Birisine bir şey anlatıp onun fikrini beklemektense kendine anlatıp kendin buluyorsun çözümü, en sağlıklısı! Çünkü derdini açtığın an üzülmeye de hazır olman gerekiyor. Kimin ne zaman ne yapacağı , sana hangi cümleyi kuracağı maalesef ki belli olmuyor.  Ben yavaş yavaş azalttim bu arkadaş, dost mevzularını. Yok mu? Var ... Ama yok denecek kadar az var.. Az insan çok huzur ! Haklı cümle...

Düğün Sezonu

Düğün sezonu hızla start verdi! Abisi, kuzenleri derken düğünden düğüne gider olduk. Güzel aslında :) Bir nevi akraba günü olmuş oluyor :) Düğünlere gittikçe tecrubeleniyor bir de insan :) Yaş ilerledikçe demek her şeyi incelemeye başlıyoruz. Önceden tuvaletler dahil oyun oynama peşindeyken, nerde ne yapılmış inceleme yaşı gelmişse demek! Gorerek ne kadar tecrubelenirse, o kadar tabiii :) Ne kadar bakarsak bakalım eksik şeyler illaki kalır, kalacak, kalmalı da zaten :) Ama yine de belli başlı başlıklar var tabi; Mesela, giriş müziği çok önemli! O ortamın başlangıcı için. Sunucu!!! Tavrı, ses tonu, seçtiği kelimeler... Gelinle damada günün programının önceden açıklanması tabiki. Şimdilik en önemli başlıklar bu kadar. Gördükçe eklemelerim olacak :) sizlerden de bekliyorum lutfennn ?!

Statü Sevgisi

Haklı sözleri çok severim. Mesela sevdiğim sözlerden ; "Zeki insanları işe alıp, onlara ne yapmaları gerektiğini söylüyoruz" Demiş Steve Jobs. Çünkü statü düşkünüyüz, seviyoruz insanlara emir vermeyi. Kendimize rahatlama yolu olarak "emir verme" yöntemini bulmuşuz. Mesela kimi insan koşu yaparak rahatlar, Kimi insan yazarak, Kimisi de emir vererek. Çünkü ego çok kötü bir şey. Ego insanlara statü sevgisini ve bunlarda itaat edilme arzusunu getiriyor. Haklisin Steve Jobs ama kim farkında?! Sevgilerle, özel sektör mağdurları :)

İnsanız İnsan

İnsanız farkında olmasak da insanız... Bazen çok unutuyoruz bunu çok... Ne birbirimizi anlıyoruz ne kendimizi anlıyoruz. Biz sadece günü kurtarıyoruz. 'Bugün de bitti, şükür'... Bugün de geçti ömür'den ama nasıl geçti? Ne koydun cebine, ne ekledin kendine ? Gece başını yastığa koyduğunda huzur yoksa içinde eksik geçmiştir o gün! Sabahları 'bugün de biter mi' diye  başlıyorsan güne eksik başlamışsındir, sans ver gününe, kendine, hayatına... Yaptığın iş ne olursa olsun sev! Sahiplen! Kendine zaman ayır, kitap oku, müzik dinle, yuruyus yap ama yap! Sadece çalışarak biten gün, eksik bitmiş olur. Eksik bitirme günlerini... İnsanız insan! Okumadan olur mu ? Hele gulmeden ?! Doyasiya gül, insanız !

'Senden Sonra Ben'

Resim
Hediyeleri çok severim :) Hele ki en çok istediğim şeylerseee tadından yenmez benim için. Hatta bence bir çoğumuz için. Hediye sevmediğini söyleyenlere de pek inanmam  açıkçası :) Neyse benim bugunki güzel hediyem, 'Senden Sonra Ben' Uzun süredir almak istediğim, bir türlü fırsat bulamadığım kitap! Heyecanla okumayı bekliyorum şimdi. Yeni ve sevdiğim bir kitap elimde olunca her an okumak isteme gibi bi huyum da var. Siz de öyle misiniz ? İnşallah yarın başlamak istiyorum kitabıma. Ve ilki kadar güzel olduğunu umud ediyorum. Hadi bakalım :)

Şeker Ramazan Bayramı

Yıllarca gurbette bayram geçirmiş biri olarak gurbetten çıkmanın da çok harika bisey olduğunu söyleyemem :) Gurbette bayramlar en fazla iki saat. Cekirdek ailen ve var olan komşular ! Ama yakın olunca akrabalara, ona da gidelim, bu da bize gelsin derken bayram bitmiyor :) hatta büyük şehirde bide, yollarda geciyor günler. Bir yandan güzel akraba toplanmaları, bir yandan da stres... Hele öpme fasılları ,bi grup uç kere opuyor bir grup iki. İkiden sonrasını karıştırıyorum bende, e haliyle bitmiyor bayramlaşma :) En sevdiğim bayram da şeker ramazan! Ailenizle, sağlıkla güzel nice bayramlara...

Az Keşke'li Günlere

Keşke... Ne derin ne uzun ne yorgunluk dolu kelime... Hayatta ne kadar 'keşke' niz varsa o kadar yorgunsunuzdur, o kadar kıymete binmiştir zaman sizin için ve o kadar anlamlandırırsınız hayatı. Keşke dedikce içinize batan kelimeler, yutkunamadığınız cumleleriniz üzerinize üzerinize gelir. İşte bir sure sonra düşünmeye başlıyor insan, ne kadar az keşke o kadar iç rahatlığı. Zaman değerli zaman! Geri dönmüyor ki düzeltelim, geri dönmüyor ki baştan başlayalım, geri dönmüyor ki daha güçlü devam edelim. En güzeli ileri bakmak, yeni 'keşke' ler eklemeden devam etmeye çalışmak... Az keşkeli, mümkünse 'keşke'siz günlere...

Hangi Arkadaş ?!

Değiştim... Herkes kadar ben de değiştim... İçimde aynı kalsamda kendimi dizginlemeyi öğrendim. Ben 'arkadaş' larını çok sever, çok sevince herşeyi yapmaya çalışırdım onlar için. Yanlışım olmadı mı ? Oldu. Herkesi sevdim, enerjimi hepsine ayırmak istedim. Yeter mi? Yetmedi, parça parça oldu yetmedi. Olsun, elimden geldiğince yanlarında olmaya çalıştım, kendimce. Sonra ne mi oldu ? Yalnız kaldım. Yanımda bir omza ihtiyaç duyduğum an'da kimseyi görmedim. Seslerini duyamadım. Hangi arkadaş'tan bahsedeyim şimdi ? Yanımda olmayandan mi, yanimdaymis gibi yapandan mı ? Meraktan konuşanlardan mi ? Şimdi ben ne arkadaşından bahsedeyim ? En iyi arkadaş kendimiziz, kendimize. Zaten bizi bizden iyi de kimse tanımaz...

Kendinizi Mutlu Edin

Bugün size bahsetmiştim ya 'kendinizi dinleyin' diye... Dinleyin, kendinize zaman ayırın ve kendinizi odullendirin ufak ufak... Mesela neleri seviyosaniz onları yapmaya çalışın. Ben parkta yurumekten ve çimlerde oturmaktan mutlu oluyorum ve buna zaman ayırıyorum.bazen 10 dk bazen 45 ama illaki kendimle kalıyorum. Hatta günde iki saate yakın bir vaktim yolda geçiyor, buara kitaplarım yok, enn kısa zamanda kitap alıp, okumaya baslamam lazım. İşe giderken ve işten dönerken yapılabilcek en güzel şeyler arasında. Mmm... Bide müzik! Ruhun gıdası! Her parçayla farklı hayallere gitme gibi bir huyum var... Kendimizi iyi tanımalıyız...

Kendini Önemse !

Resim
Sen kendini önemsemezsen, kimse seni önemsemez! Seni sen tanırsın... Benden çok, ondan çok! Birileri konuşacak, yorum yapacak senin ve hayatın hakkında. İzin verme! İzin verme ki kendini yönlendirme. Kimse bilmez senin aslında ne düşündüğünü, neleri gerçekten sevdiğini, neleri gerçekten samimi bulduğunu. İnsanlar sadece konuşmak için konuşur, sen kendini dinle...

Canım İstanbul/ Canım Ülkem

Bugün yabancı uyruklu bir musterim özellikle İstanbul haberini okumak için gazete istedi. İster tabi, nerdeyse bütün sosyal medya kapalı, hatta  internete erişim olmayınca ne yapsın? İnsanlar yazmasın fikrini, yazmayınca dusunemiyor ya çünkü (!) Öfkeyle de çözülmüyor sakinde. Hiçbir şekilde cozulemiyor... Yine kaç ocak söndü, kaç hayal yitirildi, kaç aile, kaç seven perişan oldu... Bize yine kalan acılarını paylaşmak... Ne kadar acı bu yazıda ki 'yine' ... Canım İstanbul... Canım ülkem... Vicdansizliklar bizi uzuyor, bizi parçalıyor... Nasıl yureksizlikler... Yine çok  üzüldük... Bitsin artık bitsin! Canımız canlarimiz yanmasın... Bir adım sonrası için korkmak bitsin.acaba'lar bitsin...

Sabah Uyanması

Ne kadar erken uyanırsak o kadar uzun, o kadar dolu geçer günümüz. Aslında uyumayı çok severim! Sabahları da zor uyanırım :) ama zorla da olsa uyandığımda bissuru işimi halledebiliyorum. Ama işe gelmek için uyanmak ne kadar zor yinede.hele kışları o sıcak yastıkla vedalaşmak çok hüzünlü değil mi ya :)

İs Yerindeki Egolular

Su ego meselesini de bi otobüs kartı olarak onaylıyorum. İş yerinde, ortamlardaki egolar beni benden alıyor. Neyin egosu, kime egosu yani. Arka cepte bırakılacak su egolar elden, dilden, halden dusmediginde bana bi sinir geliyor. Mesela iş yerlerindekiler. Gorevi neyse ne, çizgini bozmadan evet ama insanları da hor görmeden çalışsan ne olur ?! Sonuçta işi sevgiyle yaptırmak en güzeli bence. Birisi biseyi yapıyorsa korkudan veya size söylenerek değil de size ve işine saygısından yapsa güzel olmaz mı ? İnsanlar aynı ortamda bulunmak zorunda kaldıklarında illaki huzur isterler en başta. Huzur da anlayışla, hoşgörüyle var olur. Eğer kendisini tepede goren birileri olursa diğerleri diken ustunde durur. Hoş mu ? Tabiki hayır. Yapılan iş ne olursa olsun sevilerek yapılınca en güzeli, en kiymetlisidir. Manav mısın? İşini severek yaptığında mutlu olursun, Mudur musun personel sana saygı duyduğunda başarılısın, Kasap mısın işini ciddiye aldığında en iyisisin. Saygı olsun, hoşgörü olsun b...

Yazarak Dertlesmek

Yazmak... Ne kıymetli şey! Her gün değil, her duygu yoğunluğu yaşadığım gün alırım elime kalemi... Kendime bile anlatamadıklarım çıkar ortaya. Yazmak harika rahatlama yöntemlerinden biri. Bazen küçük küçük kağıtlara yazar atarım, sırf hirsimi alıyım, o an icimdekini dokeyim diye. Bazen sayfalarca yazarım defterime, sonra dönüp okuduğumda o günü baştan yaşayabilirim. Ama birkaç gün sonra değil belki aylar belki yıllar sonra. En güzel en güvenilir ve en masrafsız terapi: yazmak! En güzel dertleşme yöntemi. Kimseye guvenemedigimiz su dönemde hele! Bizler biseylerden hırsımızı alamadigimizda paylaşma ihtiyacı duyarız. Karşımızdaki her zaman iyi niyetli olmayabiliyor.en güvenilir dertleşme olarak yazmak kalıyor. Ne kötü dusunur, ne birine anlatır, ne art niyet besler.aksine hırsını alır, yatıştırır... Yazmak ne güzel dertleşmedir öyle...

Sezon Finalleri ve Kiralık Aşk

Sevdiğimiz televizyon programlarındaki sezon finalleri tam bir sinir bozucu degil mi ya ?! Sen haftanın belli gününü ona ayır; iznini, misafirini, misafirligini hatta uykunu, ama sezon finali gelsin :) Ozlemeler bizim işimiz ya hani ondan :) Bende 'Kiralık Aşk' sevenlerdenim. Zaten çok dizi takip etmem, bir en fazla iki. Bazılarını reklamlarla ve sosyal medyaya izlemiş kadarım zaten :) mesela Poyraz Karayel'in repliklerinden sonra izlemeye başladım. Baktım ki ben zaten replikleri ile baya baya izlemişim diziyi :) Neyse dün de Kiralık Aşk'ın sezon finalinde bir kere daha sinir oldum ki Turk dizilerimizin  olmadık yerde ara vermiş olmalarına. İyi hoş Defnecige itiraf ettirdin de sezon finalinde mi ettirdin yani. Şimdi her kafadan bir yorum; - kesin biri hayır dicek - kesin düğün iptal - kesin Ömer biliyor gerçeği ... Her TV izledikce düşün dur. Ama olsun şu günlük stresin arasında böyle tatlı dizi yapmış olmanız bile çok güzel. Siz yinede insafsizli...

Arkadan Konuşmalar Neden Var ?!

Birbirlerinin arkasından konuşup yüzüne gülen insanlar size de merhaba. Tatattammm :) Havaların ısınmasıyla daha da gün yüzüne çıkan bu tavırlara nasıl sinir oluyorum nasıl! Arkadaş neden sevmediklerinizle sohbet edip edip daha adam köşeyi dönmeden laf etmeye başlarsınız ki.hayır bunları gördükçe konuşmak değil muhattap olup selam vermeye cekiniyor insan.e başkasına yapan size de yapar neticede. Sonuçta sizde onun için başkasısınız! Ah bu arkadan konuşmalar sanki +5 point!  Hayır bide lafa gelince hepimiz sinir oluyoruz, hiçbirimiz sevmiyoruz.e neden var bu arkadan konuşmalar ?! Güven artık 'tek kullanımlık' bile değil! Güven son tüketim tarihi gecen kelimeler arasında yerini aldı aldı...

Çekirdek ve Sakız

Her şey tamam ama şu çekirdek ve sakız olayına çok sinir oluyorum. Bu ikisini bulana cidden söyleniyorum. Ne gerek vardı da çıkardın şunu ?! Herkes benim dusundugum gibi illaki dusunmuyor ki ortada konuşarak çekirdek citleyen ve sesli sesli sakız çiğneyen topluluklar var. Ben cidden tahammül edemiyorum bu ikisine, sınırlar aşıldıkça. Yolda, otobüste pat pat sakız neden çiğnenir. Faydası olan bir şey evet ama evde çiğne mesela. Veya hem bir şey anlatıp hem çekirdek citlemek nedir heyecanla ?! Her buluş bi anlamlı ama bu ikisine prospektur lazımmış.  'Çevrenizdeki insanları rahatsız etmeyin' Bi itici bi sinir bozucu ikili çekirdek ve sakız!

Zaman

Zaman geçiyor aslında, öyle ya da böyle geçiyor... Bazen saate baka baka...Hiç geçmicekmiş gibi...'Bugün de biter mi be' diye düşündürerek... Öyle ya da böyle işte... Ama ne olduğunu anlamadan geçiyor...bir kısmımız için en azından... Günü kurtarmaya çalışanlar için...belki ben de dahilimdir bu gruba.çünkü insan düşüncelerinden kaçarken zaman gecsin istiyor.geçmesin dedik de ne oldu ?! Durdu mu en durmasını istediğimiz yerde ? Veya geri almak istediğimiz yere gidiyor mu? Bari gecsin de dusundurmesin bizi.  Genelde iş+uyku yapmaz mıyız?! Neden?! Neden olacak, düşünmemek için... Sonra arada bir "bugün ayın kaçıydı" diye dusunurken dün gibi hatırladığınız şeylerin çok uzağına dustugunuzu farkedersiniz. Oysa sizin için dün'den de yakındır... Oysa sizin için geçmeyen noktalar vardır... Oysa sizin oracıkta kaldığınız an'lardan uzaklaşmıştır takvim yaprakları... Dusundum de evet zaman geçiyor ama sadece geçiyor işte...evet ilerliyor bir şekilde ama...

Peki Boş Elkart/Egokart Taşıyanlar ?!

Bugün başıma gelen bir olay; kartında yetersiz bakiye bulunan genç, "kartınız var mı?" diye sordu, herkesin kartı olduğunu bildigi halde.illaki var ki bindik dimi ?! Neyse işin detayını bosverelim yoksa içinden çıkamayız :) Bir gönüllü kartını kullandırdı ama gencin cebinde parası da yokmuş. Neyse genç iki-üç durak sonra indi.peşinden bir beyfendi otobüse seslendi "vermeyin bu gence kart falan, bana da denk geldi hep boş kartla geziyor" dedi. Haydaaa! Resmen mimlenmiş resmen! Şimdi insan düşünüyor, kime nasıl guvenecegiz, iyi niyetin kullanılmaları her alanda devam ediyor... Belli bir grup böyle böyle seyahat ediyor demek ki... Bu insanlar yüzünden gerçekten zor durumda kalanlara da inanamayacağız...

Ramazan Menüsü :)

Ramazan geldi , bitiyor daha anca yazabiliyorum bu konuda :) Olsun daha bitmedi neticede :)  Hepimizin bildiği şeylerden bahsetmek istedim bugün: Ramazan Menüsü! Sabahtan akşama kadar birsuru şey çeker  canımız ama iftarda bir tanesini yiyebilene aşk olsun. Sahurda 3-4 bardak su içip hiç susamamayi hayal edenlerdenim Adana'nın Güneşe yakınlığının tartışıldığı bu günlerde hemde :) Hele gün içinde iftarda ne yesem planı yapıp yapıp bir çorbayla doyanların en önde gideniyim desem yeridir. Bir yandan da üzülüyorum, Ramazan menusu hazırlayıp hazırlayıp yiyememek... Canın çekiyor ama istemiyorsun... Ramazan ayının en sevdiğim yanı iftar saatleri yinede.Yemek saatlerini beklemek çok hoşuma gidiyor...normalde gün içinde istediğimiz saatte yerken ister istemez beklenti olmuyor, ama ramazan da tadı başka.yemeğin çeşiti değil saatti önemli olan.o saatte herşey tatlı geliyor zaten... Ramazan menüsü aslında nefis menüsü, sabır menusu... Ramazan menüsü aslında birliktelik menus...

Çünkü Tanıdığım Yok Benim!

Resim
Ne zaman hastanede bi işim olsa tanıdıksızlık maduriyeti cekiyorum! Sadece akciğer grafisi almaya geldim yine verdim 50 TL.tanıdığı olanın vermediğini duya gore vermek de ağır oluyor.insani uzuyo bunlar. İlk degil bu tanık olduğum, son da olmayacak gibi maalesef.su rapor paralariyla iş kursam olurmuş, abartacak olursak eğer... Nereye gidersem gideyim madur taraftayim çünkü tanıdığım yok benim! Sıra bekliyorum çünkü tanıdığım yok benim! Rapora para veriyorum çünkü tanıdığım yok benim! Doktor çok ilgilenmiyor çünkü tanıdığım yok benim! Sonra neden sinirlisin, neden agrasifsin?! Benim gibi guleryuzlu insanı uzun ama kimsenin hakkı kimsede kalmaz.böyle yani! Ki kaldiki yanimdaki son nakit olabilirdi.veya hiç parası olmayan ne yapsın! Neyse ne kadar şikayet de etsek konussak da böyle devam ediyor. Sağlık raporu demek para demek.parası olmayan yeltenmesin.

En 'Baba' Gün

Baba... Ne güzel kelime, ne ayrıcalıklı... İnsan 'baba' demeyi ozleyince anlıyor ki sorumlulukları artmış, büyümüş, yalnızlaşmış... Her baba özeldir...Her baba kahraman! Farkında olmadan yukleri alır sirtimizdan, alır yalnizligimizi...varlığıyla güç'tur baba! Sen hiç farkında bile olmazsın verdiği rahatlığın.kendi halinde sorunlarinla uğraşırken sana destek olur, arkadaş olur can olur! Kimimizin en yakın arkadaşı, kimimizin sessiz soğuk kahramanı. Bazılarımız için açık ozne bazılarımız için gizli, ama ozne! Benim babam hep açık oznem oldu.çok şükür! En yakın arkadaşım, sırdaşım, huzur verenim bazen de öğretmenim. Sesimin renginden moralimi anlayıp destek olanım... Baba'lar önemlidir,özeldir... Babalara sarılmak en en en güzelidir... Varliklarina çok şükür... Anne babalar iyiki varlar...iyiki bizimler... Babam... Her gün babalar günü...

Kendimize Zaman Ayirmanin Yollari Vol:1

Sadece çalışmak değil yaşamak! Çalışıp para kazanarak geçen her gün eksiktir aslında... Her gün en az bir saat kendimize ayirmaliyiz, günün stresini atmali kendimizi odullendirmeliyiz 📌 Haketmiyor muyuz bu kadarını ?!  Günün 8-9 saatini hatta kimimiz 12 saatini evden dışarda, çalışarak gecirsin ve vucuduna, beynine odul vermeden ertesi güne geçsin... Bizim kiymetimiz nerde kaldı o halde ?  Ne kadar yoğun olursak olalım günlük vaktimizden ayirmazsak kendimize o kadar sinirli o kadar gergin oluruz. Neler yapabiliriz mesela ?  -Bir saat müzik dinleyebiliriz.  -Yuruyus yapabiliriz. Temiz hava insanı rahatlatır. -Sevdigimiz kitapları okuyabiliriz.başka dünyaları okumak insanı farklılık katar. Seçenekleri her hafta cumartesi cogaltacagim.sizlerle, sizin fikirlerinizle. Ama ne olursa olsun sevdiğiniz şeyleri ertelemeyin.her gun kendinize zaman ayirin. Didim'de her gün sahilde en az bir saat oturur kendime gelirdim.Ankara da başka yollar aradım kendim...

İnsan Sevdigi İşle Mutlu Olur

Bir işi severek yapmak o kadar kıymetli ki... Ne olduğu önemli değil, gerçekten değil. Çoğumuz para kazanabilmek için sevmedigimiz işlerde çalışıyor, koreliyoruz maalesef. Sevdiği işle meşgul sayılı insan mevcuttur... Buyuuuk bir kesim sırf para kazanmak için çalışıyor. Oysa severek yapılan iş ne olursa olsun zaman hızla akıp geçer, yorgunluk bile hissedilmez. Ama şartlar insanı zorluyor işte. şartlar insanı surukluyor ne yazıkki.ne kadar ugrassakta tikanip kalıyoruz bazen...çok iyi biliyorum bu duyguları.gece gece duygusala bagladiysam demek :) ne olursa olsun sevilerek yapılan iş en değerlisi.

Keşke 'selfie' ile Kilo Verilse :)

Resim
Arkadaşlar selfie çekerek kilo verilse şuan sıfır beden olmam lazımdı. Siffir siffir :) Ben ki morali bozulunca fotoğrafla deşarj olan bir insan olarak :) -ki kilo verme yöntemlerini her günnn araştırıp, öğrenip hiç uygulayamayanlardanım. Bence yalnız da değilim bu konuda :) Dimi ?! Her gün baştan baştan zayıflama kararı alıp, 'neyse yarın zayıflarım' ile günü bitiren plancı kişiliğim! Ama selfie ile zayıflandı da ben mi cekmedim :)

Gelmeyen "yaz" Yapmışlar :)

Ankara'ya mi gelmedi bu yaz, yoksa cidden mi gelmedi anlamadım ama yok hani! Gelir gibi oluyor, gelmiş gibi yapıyor sonra bir yağmur! Ya da salı gününe mi özel bu yağmur onu da anlamış değilim! Ama salı'ları severim :) Didim'de olsaydım coktaaan kışı ozlemeye başlamıştım! Abartmiyorum :) Yaz nisan sonu gelir Didim'de çünkü. Haziran da artık çoktan bunalmaya başlarsınız, sıcaktan ve kalabalıktan... Hoş sabah ve akşam serin bir Ankara da güzel..neticede herşeyin fazlası zarar. Ben zaten bahar insaniyim..baharları severim..ne tam sıcak ne tam soğuk! Misss... Olsun yaz gelmeden kışa gecmeyelim yinede! Hala montlari kaldırıp kaldırmamak arasında kalmışlık var bizde.tam kaldırıyoruz hopp soğuk oluyor.Ben tam guvenemedim hala havalara.sıcak gorundugune bakmayın derim :) Dün mesela hirkami almasam kesin çok usurdum.haziran da hırka mi alınır ?! Alınıyor... Şimdilik durumlar böyle :)

Çocukca ile Vicdan

Çocukça diye bir dil var, sadece onların bildiği ve anladığı... Ne masum ne iyiniyetliler.tertemiz kalpli! Küçükken boyle masum insanların buyuduklerinde değişmeleri, içlerindeki iyilik yerine olmayan bir kötülük eklenmesi ailesinden ve çevresinden kaynaklanır. Tüm çocuklar masumdur oysaki, iyi, doğru yetistirildiklerinde parlayarak büyürler, ışıl ışıl... Amaaa öyle çocuklar var ki hırsızlık yapıyor hırsızlık! Senn cocuksun ne biliyorsun çalmayı ?! Kimden ne gördü ne öğrendi... Küçükken anlamsız kelimelerle anlaşanlar buyuduklerinde konuşarak dahi anlaşamaz hale geliyor..  Anlaşılmayan ortamlarda da hırsızlık da olur kavga da huzursuzluk da... Çocuklara önce çocukça anlatılmalı, çevreyle anlaşmanın kolaylığı... Ve bu çok şeyi getirecek beraberinde! Ama yinede ozellikkle hırsızlık anlatilmali! Vicdan anlatilmali vicdan...

'Senden Önce Ben'

Resim
Hakkında yazılanları fazlasıyla hakeden bir kitap daha okudum sonunda! Doğum günü hediyesi olarak aldığım "senden önce ben" kitabı ne kadar da ağlamalıydı... Sade dili, muhteşem konusu..Bir kitabı bitirdiğimde aklımda kalması çok hoşuma gidiyor. En çok da okurken film izler gibi hissettirmesi! o zaman elimden bırakmadan okuyorum o kitabı. Onlardan bir tanesi de bu kitap oldu. Hala okumayanlar varsa mutlaka okusun derim.

Okul Sıraları Kadar Olsak Yeter

Büyümek diye bir şey var ki, atsan atılmaz satsan satılmaz..biri de çıksa "satılır aslında" dese fena olmaz sanırım. Ne zaman bir ilkokula yolum düşse -tabiki hobi olarak değil, sınavlar sağolsun- okul sıraları kadar olmak isterim.. Şimdi zor oturabildigim, o masum kalplerin çizildiği sıralar... Gönül isterdi ki onlar kadar küçük olabilelim şuan.masum, güven dolu yaşlar! Herkesin herkese inandığı, içtenlik dolu yaşlar.. Sıralara sığmayacak kadar olduğunuzda guvenebilme yeteneğinizi de o sıralarda bırakmak zorunda kalıyorsunuz maalesef.. Ne zaman görsem o sıraları, bi başka duygulanirim..

Biraz Durup Dinlenmek Herkese Lazım

En kaliteli dinlenme biçimidir insanın kendisiyle kalıp, kimseyi duymaması. Zordur bunu yapmak, baya zor hem de! Her kafadan bir ses çıkarken, sessizliği dinlemek güç ister.  Önceden her duyduğunu düşünen, kafaya takan birisi olarak söylüyorum bunu; sadece kendimizi üzmekten başka bir şey geçmiyor elimize. Üzülüyoruz, sorguluyoruz ve cevapsız kalıyoruz. Sonra ?! Sonra zaman geçmiş, bir günümüzü daha geride bırakmış oluyoruz. Peki değiyor mu ? Zaman o kadar kıymetli ki, cevapsız sorularla harcamayla kaybettiğimiz her an biraz daha yoruluyoruz.  Kimseleri duymadan bir kaç gün geçirebiliyorsak ne mutlu ne verimli dinlenebiliyoruz demektir... Evet zor ama bir o kadar da ihtiyaç..

Topuklu Ayakkabı Gerçeği

Biz bayanlar evet biraz değişiğiz!  Ruh halimiz her an değişkenlik gösterebilir. Çok mutlu olduğumuz bir anda sinirlenebilir, sinirliyken kahkahalara başlayabiliriz Topuklu ayakkabılarla aramızda değişken biraz biraz. Kimimiz sevmez, kimimiz bayılır, kimimizde sever ama giyemez :) Giyemez dediğime bakmayın giymek zorunda kalmayalım, koşarız koşar. Sihirli bu ayakkabılar. Bayanları daha şık ve zarif gösterdiği de kesin.. Ne kadar zor olsa da ayakta durmak, alışınca güzel, su çok güzel gelsenize :) Öyle dışarıdan bakarak yorum yapmaya benzemez Topuklu Ayakkabı! Dışı sizi içi bizi misali kendisi. Ayakta durması ayrı dert, acısını belli etmemesi ayrı dert, yürümesinden hiç bahsetmiyorum :) Ama Topuklu Ayakkabı Gerçeği diye de bir şey var; duruşa kattığı zariflik en birinci gerçeği! Dikkat çekiciliği, hoş duruşu verdiği bütün eziyetlere de değiyor işte! 

Taze Nohutla Geç Tanışma

Hayatımda her zaman çok az keşke'm olsun diye uğraştım. Ben uğraştıkça artıyor sanki bu keşkeler :) mesela taze nohut! 22 yaşına gelmiş ve nohutla bir şenlik esnasında tanışmış birisi olarak pişmanlığımı ne kadar ifade etsem az kalır. Ya hu suç bende de değil tabii, bana bunu öğretmeyenlerde. İlk gördüğümde ne olduğunu anlamayıp benimle dalga geçtiklerini düşünmüştüm ki tadına bakana kadar :) Taze nohut güzel şey arkadaşlar. Ne zaman görsem mutlu olurum artık. Al nohutu çık parka, yapılabilecek en eğlenceli şeyler listesinde ilk 10'a rahat girer, benden söylemesi.

ORTAK NOKTA

Şuan hepimizin bir ortak noktası var aslında; hiç birimiz ne yazacağımı bilmiyoruz :) Yeri geldiğinde dertleşicez, yeri geldiğinde fikirleşicez. zamanla beraber atacağız adımları.