'Tek bir an var o da şuan' ... İlk olarak tek kelime ile ifade ederek başlamak istiyorum : Ha ri ka ! Konusundan başlayıp yorumlarıma geçeceğim, izlemeyenler için bilgi, bana da hatırlatma olsun diye. Özetinde de bahsedildiği gibi Duygu ve Murat'ın hikayesi bu hikaye. Sıradan romantik komedi türünde başlayıp birden dramla sizi içine çeken bir hikaye olmuş. Uyumlu, çılgın çocukluk aşkı olan bir...




Hachiko... O kadar anlamlı ki benim için, bende yeri çok başka bir film. Hem konusundan hem izleme sebebimden! Konusundan bahsedeyim biraz, hala izlemeyenler varsa eğer. Ki varsa mutlaka izlesin mutlaka! O kadar etkileyici ki... Hayvanların özellikle köpeklerin vefası... Hachiko isimli köpek, bir profesörün köpeğidir, sahibini her gün tren garına götürür ve dönüş saati gider gardan alır. Klasikleşmiş, rutine bağlamış bu beraber gidip gelme...
Eveeeet günün anlam ve önemini bilmeyenlerimiz için yazmak istedim. Ne yani mağazacıların günü olmadığını düşünmüyordunuz herhalde ? İnsanın olduğu her iş çok zor, yıpratıcı bu kesin bilgi. İçinde insan olan her meslek o kadar emek istiyor ki... Tüketici konumuna geçtiğimiz an kendimizi kaybediyoruz maalesef yani aslında sitemlerim bizlere ait. Çalışırken iyi hoş da bir mağazaya alışveriş için girmeyiverelim, kendimizi kaybediyoruz. Kendi çalıştığımızı, eşimizi,...
Üzülüyoruz, kırılıyoruz. Hem de her gün..! Parça parça olup da belli etmemeye çalışıyoruz kimseye hatta kendimize bile. Her gün gülümsemeye çalışarak ama gülümsemeyi bırak görünmek bile istemeyerek bitiriyoruz günü. Günler bazen hızlı bazen yavaşında ötesinde geçiyor. Çok değil istediğimiz: saygı... Kişiliğimize, düşüncelerimize saygı duyulsun istiyoruz ve bunu yaşımız kaç olursa olsun bekliyoruz. Beklenti? Ne kadar az beklenti o kadar çok mutluluk derler ya,...
Her güne not bırakanlardan mısınız ? Bence cevap; evet... Aslında ama içimizden ama dışımızdan, ama yazarak ama düşünerek her güne not bırakıyoruz belki farkındayız belki değiliz. Belki farkında olduğumuzu görmezden geliyoruz. Bazen kendimizden bile saklıyoruz bildiklerimizi, gördüklerimizi. Mesela bugüne not bırakıyorum bunu da buraya yazıyorum. İçimden geldi, içime at at sıkıldım birazda burada dursun dedim. Gördükçe yeri gelir abartmışım derim yeri gelir ne...




Geçenlerde iş arkadaşım öylesine sordu 'Starbucks İn simgesi neden taçlı bayan?' Aslında şimdiye kadar hiç düşünmedim neyin simgesi neden öyle diye. Nasılsa hepsinin ortak amacı satışı artırmak olduğu için onunla ilgili kendileriyle bütünleştirdikleri şeyler diye üstünde durma gereği duymadım hiç. Ama yinede ufaktan araştırmak istemedim değil. Hakikaten neden böyle bir simgesi var ki diye düşünüp yazdım google amcaya :) İlginç makaleler var bu...
Ya çok yakışmıyor mu bu renkler birbirine ? Mavi, pembe, beyaz... Geçenlerde girdiğim çiçekçi de bu şekilde hoşuma gitmişti çiçeklerin uyumu. Alsam nasıl alırım diye düşünürken böylesi çıktı ortaya :) Renkler insanın karakterini açığa vurur diye duyduğumdan beri sevdiğim rengi söylerken çekiniyorum. Ya karakterimi çözerlerse :) Mesela mavi -tabiki en sevdiğim- huzur demekmiş... Sakinlik... Yeşil : Güven Turuncu: Enerji Kırmızı: Tabiki aşk... Kısaca...
Ara ara böyle ciddi anlamda beğendiğim ürünler olduğunda sizinle paylaşıyorum. Bugün de o günlerden biri :) Dermokil günü! Aslında siyah maske olarak önce küçük tek kullanımlık bir maske denemiş ve beğenmiştim sonra ucuz ve ilk defa duyduğum markada bir ürün denedim. Bir kaç sivilce çıkınca bunu o maskeye bağladım :) Dermokili denedikten sonra değiştirmemeye karar verdim hem işe yarıyor hem şimdiye kadar her...
Merhaba bana uzun gelen bir aradan sonra :) Yakın tarihte optikçilere kızıp da internetten lenslerimi alınca size de yazmak istedim. Aslında önceden çok sevmezdim internetten bir şeyler sipariş verip de gelmesini beklemeyi. Sonra sonra sevimli gelmeye başladı :) Peki önceden neden sevmiyordum sonra ne değişti ? Önceden çok da güvenli olduğunu düşünmüyordum açıkcası. E malum bir dünya dolandırıcılık haberleri varken, yaşım da daha...
Otobüs Yolculukları serisi mi oluşursam acaba :) Her birinde yeni bir şey öğreniyorum sonuçta paylaşmasam olmaz. Memlekette olduğumu yazmıştım şimdi de dönerken ufak notlar bırakmak istedim buraya. Hatta diyorum ki neden giderken yazmadım acaba? Eleştirecek çok şey vardı. Neyse artık yazmadık, ders olsun :) Sizcede otobüslere biraz daha özen gösterilmesin mi ya? Tamam uçak daha rahat, çabuk, fiyat olarak da artık eskisi gibi...
İznin her türlüsü güzel hele ki yıllık izin! :) Yazdan kalma izinlerimi alıp egeye kaçmışken burdan da yazmak istedim size, kayıtlara geçsin diye. Sonra dönüp okuduğumda şu an ne hissettiysem aynı duyguları yaşıyorum tekrar. En güzel yanlarından biri de bu yazmanın. Konuyu dağıtıyorum değil mi :) Büyük şehirde yaşamak imkanlar açısından avantajlı evet kabul! Eğitim, iş, alışveriş her açıdan seçenek çok, rakibin olduğu...
İçinde 'aşk' geçen her cümle çok güzel değil mi ? Aşkın her hali çok güzel... Siz kitapları nasıl seçersiniz ? Kimimiz arka sayfasına göre, kimimiz yazarına göre, kimimiz baskı sayısına göre, kimimiz tavsiyelere göre... Çok yöntem var bunun için. Kendi yöntemimden bahsetmem gerekirse; önce arka sayfasını okurum. Sonra rastgele bir sayfasını açıp okurum, anlatımı beni çektiyse benimdir o kitap ama soru işaretlerim varsa...
Fotoğraf olayını çok sevdiğimi söylemiştim değil mi? Çekmeyi de çektirmeyi de... -Aman bu kötü çıkmış sil- triplerim yoktur hiç. Kötüyse kötü netice de beni o an'a götüren bir kare olsun da. Tamam çok da kötü olmasın :) Doğal olcam diye Zeyna da olamayız ki :) Neyse neden tekrar açtım konuyu, size bir öneri bırakmak için. Hem de anılara dokunmalı. Cidden sevmesem sevmedim derim...
Romantik komedi sevenlerdenseniz ve hala izlemediyseniz siz de izleyin derim ben :) Evet çok eski filmlerden ama anca izledim ne var yani öneremez miyim, belki siz de izlemediniz :) Öncelikle harikasınız Julia Roberts ve Hugh Grant! Filmde ünlü bir film yıldızı ve sıradan bir dergicinin aralarındaki ilk görüşte başlayan çekimden bahsediliyor. Bir anda birbirlerinden etkilenen iki insan. Bir yanda hayranlığını dile getirmeyecek kadar...
Ben yaptım çok sevdim siz de yapın demeye geldim :) Mutfağa çok vakit ayıramıyorum normalde fakat bir şey yapacaksam da değişik olsun istiyorum. Geçen yine ne yapsam hem pratik hem leziz diye gezinirken gördüm fincanda Sufle tarifini. Tarifi gramaj olarak vermiş ama ben yaklaşık göz kararı yaptığım halinden bahsetmek istedim püf noktalarla birlikte. Şimdi öncelikle malzemeler :) *3-4 fincan veya varsa sufle tabağı...
Hani bir söz var ya yarın ölecekmiş gibi yaşa... İnsan her an ölümü düşünemiyor tabiki ama arada bir de olsa aklına getirince 'ölüm diye bir gerçek var' deyip günlük sıkıntıların aslında çok da büyütülecek olmadığını anlıyor. Haksız mıyım ? Her şey üstümüze üstümüze geliyor bazen, evet insan yeri geliyor çok bunalıyor. Belki çevresindeki insanlardan belki olanlardan belki işten belki evden. Ama şöyle bir...
Sorum biraz değişik mi oldu ne :) Normal derken elbet içerik aynı yöntem farklı :) Geçenlerde aklıma geldi. İşe giderken serviste kitap okuyorum, bazen arkadaşlar buna müsaade etmiyor ne yazık ki. Bundan şikayetlenirken neden telefonuma kitap okuma uygulaması indirip telefondan okumadığımı sordu bir iş arkadaşım. Neymiş o zaman telefonda işim var diye rahatsız edilmezmişim. Kitap okumak ne ki diye düşündüm o an. Tartışmadım...
Sadece kapı süpürerek olmuyor tabi! Vicdan temizliği şart. En şart, çok şart! Öyle bilip bilmeden konuşup konuşup da köşeye çekilmekle oluyor mu ? Olmuyooor. Çok seviyoruz her konuda yorum yapmayı, bilmesek bile konuşmayı. Yahu sanane! Kim ne kadar çalışmış, kim ne yapmış sanane. Neymiş seni aramıyormuş, aramaz. Seni arayacak vakti yok belki ? Canı sıkkın, işi yoğun olamaz mı ? Ama şurada fotoğraf...
Ne kadar net anlattım tek başlıkla değil mi :) Her gün ben de dahil olmak üzere ne kadar söyleniyoruz her şeye. Kendi yaptığımızdan çok kimin neyi ne kadar yaptığıyla ne çok ilgileniyoruz... Belki de sırf bu yüzden kendi işimizi eksik yapıyoruz ama farkında bile değiliz. Derler ya 'Herkes kendi kapısının önünü süpürürse her yer tertemiz olur.' Doğru, çok doğru! Hem de mantıklı. Bir...





Göl deyince sizin de aklınıza mavi,su yani su birikintisi gelmiyor mu ? Tuz Gölü demişler ama ne mavi ne su birikintisi :) Bembeyaz tuz! Baya tuz :) Küçükken tuzu çok da ondan öyle diye düşünürdüm ki meğer tuzu çok çok fazlaymış. Şifa için olsun gezmeye olsun hatta düğün fotoğrafları için olsun yoğun bir gölümüz :) Mavi beklerken beyaz görmek çok şaşırtıcıydı ama çok...
Animasyon sevenlerden misiniz ? O zaman benziyoruz :) Geçen haftalarda sinemaya gidip izleyecek film bulamayacağımızı sanarken 'Çılgın Hırsız 3' izleyelim dedik. Animasyonun en güzel tarafı sizi günlük stresten uzaklaştırıyor olması. Germiyor, korkutmuyor, ağlatmıyor... Hele kaliteli animasyonlar..! Çılgın Hırsız da o kalitelilerin içinde kesinlikle. Çok neşeli, sempatik, yüz güldüren cinsten olmuş. -Çocuklar için- benzetmesini yerle bir ettiğini iddia edebilirim. Sıkılmadan oturmanızı sağlıyor o koltukta....





Eveeet uzun süredir denemek istediğim fakat bir türlü azıcık da olsa o zamanı ertelediğim kılıf süsleme olayını gerçekleştirdiğime göre yazmam gerektiğini düşündüm :) Aslında öyle aman aman bir şey yapmamış olabilirim ama yaptım sonuçta. El emeğinin büyüğü küçüğü olmaz diye düşünüyorum. En kıymetli şeyler emek harcananlar değil mi ? Bu da emek :) Uzun bir süre kullanıp kirlendi diye kenara attığım silikon kılıfı...
Bana katıldığınızı duyar gibiyim :) Bir makyaj malzemesi alacağım zaman bi dünya para harcamak zorunda kalıyorken, sıradan bir markette aradığını hoppp ucuza bulma sevinci :) Tabi ki rekabet olduğu için fiyat farkı, hizmet farkı hepsinde çok çok farklı. Ama benim değinmek istediğim bambaşka bir konu. Sırf isim yapmış markaların kendi site, dergi vs. de yüksek yüksek sattığı ürünleri ucuza getiren canım marketler :)...
Az insan çok huzurun açıklamasını yaptım başlığımda size :) Ben küçüklüğümden beri konuşmayı çok seven bir insanım. Belki yetiştiğim yerin de katkısı vardır. Küçük ve samimi yerde yaşayınca insan, büyük yere gittiğinde en çok bu konu da zorlanıyor bence. Ben de öyle oldu en azından. Hep çok konuştum, hep çok sevdim insanlarla samimi olmayı. Ama hep de yadırgandı bu halim. Önceden ben onlara...
Eveeet attığım başlığa aldanmayın konseri değil çilesini eleştireceğim şimdi,şu an! Konserler iyi hoş da tadını bilene gerçekten. Şimdiye kadar gittiğim konserlerde Ferhat Göçer ve Haluk Levent'in ''Herkes görsün, oturun dinleyin'' dediği sahil konserlerini çok sevmiştim. Çünkü konser kelime olarak zaten dinleti demek iken neden şarkıcıları görmek için birbirimizi eziyoruz ki ? O insanların konser videoları zaten internette en net şekilde mevcut sen elindeki...
Bende önceden 'duygusal zeka' deyince duygusal insan olarak düşünüyordum, yalan yok :) Öyle değilmiş o işler. Duygusal zeka bambaşka bir şey çıktı ! Araştırmalara göre bizim IQ olarak bildiğimiz ölçü farklı EQ yani duygusal zeka farklı bir şeymiş. Duygusal zekası yüksek olan insanlar hem kendi duygularını hem de başkalarının duygularını iyi anlayabilirlermiş. Karşılaşılan her hangi bir durumla başa çıkabiliyor olmamız duygusal zekamızın gelişmesiyle...
Çoğumuzu geçmişte yaşayanlardan değil miyiz ? Geride kalan mutlu günlere özlem çekmiyor muyuz ? Belki de yaşarken özleyeceğimizi bile düşünmüyorduk, tadını çıkararak yaşamadık o an'ları. Sonrasında ise özlemeye başlıyoruz. Aslında özlemeye müsait yapımız. Yaşadığımız an'a odaklanmaktansa kıymetini bilmediğimiz günleri özlemekle geçiyor bazı zamanlarımız. Böyle böyle pişmanlıklarımız, keşke'lerimiz artıyor zamanla. 'Keşke o an'a geri dönebilsek' Kamera gibi çalışan hafızamızı hafife almamak lazım! Yapılan araştırmalara...
Hepimiz ne kadar gergin insanlarız değil mi ? Gittikçe daha da stresli bir hal almaya başladı ortam. Her geçen gün agrasif insan sayımız hızla artıyor. Peki neden stresliyiz ? koşturmaca, monotonlaşma, hedefsizlik, arada kalma hissi, bunalımlar... Hepsi de hemen hemen aynı kapıya çıkmıyor mu ? Çünkü her gün aynı şeyleri yapıyoruz. Çünkü bizi heyecanlandıran şeyler eksik. Kendimizden veriyoruz, farkında bile değiliz. Bunalmaktan bunalır...
Çoğumuz evcil hayvan beslemişizdir herhalde. Beslemek istemişizdir veya hayvanseverizdir. Ben çok besledim. Kuş, köpek,balık,civciv... Kedi hariç :) Mahallede sevdiğim kalın kuyruklu kediyi saymazsak eğer sadece uzaktan seviyorum kedileri :) Neyse 4 yıl önce bir köpek almıştı abim, terrier cinsinde. Bize geldiğinde ufacıktı, şişe kadar toptan küçük bir tüy yumağı! Gözleri görünmüyor falan böyle tam bir ponçik! Ben üniversitedeyim o zamanlar ama yurtta sürekli...
Ne kadar çok kendimle kalmak istiyorum zaman zaman... Beni benden iyi anlayan olmadığını da düşüyorum. Sizin de oluyor mu böyle düşüncelere kapılışınız ? Hadi ama yalnız olamam bu his konusunda ?! Bir ara ben de beni hiç tanımayan birisiyle sohbet etmeyi çok istemiştim. Ama şimdi kendimden başka kimseye dürüst olamadığımı fark ettim. Ne zor ne yalnızlık... Canın sıkkın ama 'iyiyim' demek zorundasın, kötü...
Sonra bir telefon alıyorsun ve aynı odayı hatta bazen aynı yatağı paylaştığın, beraber ağlayıp beraber kahkahalar attığın, bazen beraber aç kaldığın insanın sesini duyamayacağını öğreniyorsun. Hem de birden! İşte o an başlıyor pişmanlıklar, burukluklar, keşke'ler, sorgulamalar... Ölüm herkese hak. Yaş, boy, cinsiyet ayırt etmeden... Sadece insan üzülüyor. Gencecik arkadaşımı kaybetmişiz ve ben aylar sonra bir telefonla 'olmuş mu öyle bir şey?' diye öğreniyorum....
Ya ben nasıl suçlu hissediyorum şu satırları yazarkennnn. Ama yıllık izindeydim ve internetsiz olmam geçerli bir sebep sayılır bence. Neyse tabi ki çeşitli paylaşımlarım olacak bu konuda. Ama bugün olamayabilir. Canım sıkkın çünkü! İnsanların size ve düşüncelerinize saygı duymaması nasıl değersiz hissettirici bir durumdur değil mi ? Bu aralar sanki etrafımda olan şeylerle hiç bir ilgim yokmuş gibi sanki fikrimin olmasının da bir...
'Nerede o eski bayramlar?' diye başlamıcam tabi ki. Nerede benim eski bayramlarım diyebilirim; sakin, sessiz... Ben küçükken bayramlar en fazla iki saat sürerdi. Nerde mi? Küçük, yazlık ilçelerde bayramlar kısa sürer. Uyanıp ailenle ve varsa bir iki komşuyla bayramlaşırsınız ve bu kadar! O zamanlar keşke akrabalarımın olduğu yerde olsaydım diye düşünürdüm. Çok çekici gelirdi bana; mutlu, kalabalık ve uzun süren bayramlar. Şimdi bakıyorum...
Geçen gün tarlanın ortasında bir amca, elindeki poşet poşet kuru ekmeği boşaltıyor oraya. Güvercinler gelsinler de yesinler diye. Böyle güzel kalpli insanları görünce içim bir tuhaf oluyor. Ne güzelsiniz! Bir yanda güzel kalpli insanlar bir yanda da kimin arkasından ne konuşsak'cılar. Bazen midem bulanıyor insanların konuştuklarından, yaptıklarından. Hepimiz güzel büyümemiş olabiliriz ama hepimiz masum büyüdük. Çocukken sadece düşünce ağlardık, yüzüne söyler küserdik. Sonra...
Ya yine güzel bir haberle geldimmm :) Hele hayvanseverlere gözden kaçırmasınlar diye önemli bilgi niteliğinde,net! Bu haftaki 'migros' kataloğunu görmeyenler varsa diye paylaşıyorum, migrosun bu inceliklerini çok seviyorum. Bu iki haftalık katalogda yer alan Whiskas ve Pedigree markalı ürünlerden aldığınız zaman alışverişinizin %5'i Karacabey Barınağı yenileme çalışmaları için kullanılacakmış. Eminim önemseyenleriniz olacaktır. Hem de indirimli ürünler, dostlarımızı sevindirirken diğerlerine de destek olmuş olabiliriz....
Eveeeet yepyeni bir konu ve yepyeni bir başlıkla geldim bugün :) Uzun zamandır aklımda olan ama yazıya dökmeye yeni fırsat ve cesaret bulduğum başlık. Ne demek istiyorum ? Artık 'her günde bir güzellik' paylaşmaya çalışacağım burada hem sizlerle hem de kendimle. Aslında var olan ama bizim farketmediğimiz veya fark edip de farkettiğimizi bile bilmediğimiz güzelliklerden birer tane. Hatta sizlerde benimle paylaşırsanız çok mutlu...
İnsan psikolojisi ne değişik şey değil mi? Mutlu olmak için atılan bir sürü adım ve sonuç odaklılık... Çok istediği bir şeyi alınca mutlu olacağına inanılırken insanoğlunun doyumsuz olduğunuz gözardı edilmesi! Biter mi isteklerimiz? Biter mi 'şunu da alayım' daki 'şu' Hep daha fazlasını isteriz. Her konuda böyledir bu. Daha çok arkadaş, daha çok sevgi, daha çok ilgi, daha çok alışveriş. Hepsinin nedeni ortak:mutlu...
Bugünlerde fazlaca sitem doluyum, biraz alıngan, azıcık da kızgınım... Ama en çok da kırgınım... Kırılmışlıklar geçmiyor değil mi? Ara veriyor, geçiyor gibi oluyor ama zaman zaman hatırlatıyor kendini; batarak, sızlatarak... En çok da geçmeyenler boğuyor bizi. En azından beni. Çok kızıyorum etrafıma, en çok da kendime! Bir arkadaşım demişti bana 'insanlara %100 güvenle başlayıp her hatalarında azaltıyosun güvenini, tam tersini yapman gerek' diye......