Kayıtlar

2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

İzledim : Acı Tatlı Ekşi

Resim
'Tek bir an var o da şuan' ... İlk olarak tek kelime ile ifade ederek başlamak istiyorum : Ha ri ka ! Konusundan başlayıp yorumlarıma geçeceğim, izlemeyenler için bilgi, bana da hatırlatma olsun diye. Özetinde de bahsedildiği gibi Duygu ve Murat'ın hikayesi bu hikaye. Sıradan romantik komedi türünde başlayıp birden dramla sizi içine çeken bir hikaye olmuş. Uyumlu, çılgın çocukluk aşkı olan bir çift ve onların birbirlerine olan aşkından dolayı yaptıkları fedakarlıklar ele alınmış. Çok aşık ve çılgınlar... Aşklarını oyunlarla birbirlerine ispat ediyorlar. Yeri geldiğinde çok şeyden vazgeçerek ilerledikleri an da Duygu ortadan kayboluyor. Siz 'bu kız ne yaptı şimdi ?' diyemeden hiç beklenmedik sebepler çıkıyor altından. Her şeyden habersiz Murat'ın O'na olan öfkesi hiç beklemediği an'da ortaya çıkan gerçeklerle birlikte bambaşka bir hal alıyor hikaye. Konu akıcı, anlatım sade ve oyuncuların hepsi de birbiriyle çok uyumlu. Gupse Özay'ın konuk ...

Hachiko

Resim
Hachiko... O kadar anlamlı ki benim için, bende yeri çok başka bir film. Hem konusundan hem izleme sebebimden! Konusundan bahsedeyim biraz, hala izlemeyenler varsa eğer. Ki varsa mutlaka izlesin mutlaka! O kadar etkileyici ki... Hayvanların özellikle köpeklerin vefası... Hachiko isimli köpek, bir profesörün köpeğidir, sahibini her gün tren garına götürür ve dönüş saati gider gardan alır. Klasikleşmiş, rutine bağlamış bu beraber gidip gelme olayı. Yine sıradan bir gün yine Hachiko sahibini gara götürüyor ama sahibi o gün okulda fenalaşıp ölüyor, dönmüyor eve. Ama hachiko ısrarla kendi öleceği güne kadar - 10 sene diye söylerler- sahibini o garda beklemeye devam ediyor. Öldükten sonra da heykeli yapılıyor tren garının karşısına. Bu hikaye gerçek bir hikayeymiş. İlk duyduğumdan beri tüylerimi diken diken eder. O kadar anlamlı ki anlamak için bakana. Bağlılık, sadakat, özlem... Ne kadar çok şey var içinde! Köpekleri zaten çok severim bir de bunu duyunca daha çok güvendim vefalar...

12 Aralık Mağazacılar Günü :)

Resim
Eveeeet günün anlam ve önemini bilmeyenlerimiz için yazmak istedim. Ne yani mağazacıların günü olmadığını düşünmüyordunuz herhalde ? İnsanın olduğu her iş çok zor, yıpratıcı bu kesin bilgi. İçinde insan olan her meslek o kadar emek istiyor ki... Tüketici konumuna geçtiğimiz an kendimizi kaybediyoruz maalesef yani aslında sitemlerim bizlere ait. Çalışırken iyi hoş da bir mağazaya alışveriş için girmeyiverelim, kendimizi kaybediyoruz. Kendi çalıştığımızı, eşimizi, dostumuzu unutup başlıyoruz söylenmeye, hoşnutsuzluğa! Bir mağaza çalışanıysanız eğer güne enerjik başlasanız da o enerjiniz gün içinde mutlaka sömürülür. Bir kere de değil, sen toparlarsın yine sömürülür. Kural bu: müşteri velinimet! Markette de öyle mağazada da, perakendenin kaderi! Tüketici konumuna geçince de sömürmeye başlıyoruz enerjileri! Aman efendim bir anda unutuyoruz kendimizi, çalıştığımızı, sömürülen enerjimizi ve o anda hissettiklerimizi. Yılın büyük kısmını çalışarak geçiren mağazacıları da unutmayıp 12 A...

Zamanla Öğreniyoruz

Üzülüyoruz, kırılıyoruz. Hem de her gün..! Parça parça olup da belli etmemeye çalışıyoruz kimseye hatta kendimize bile. Her gün gülümsemeye çalışarak ama gülümsemeyi bırak görünmek bile istemeyerek bitiriyoruz günü. Günler bazen hızlı bazen yavaşında ötesinde geçiyor. Çok değil istediğimiz: saygı... Kişiliğimize, düşüncelerimize saygı duyulsun istiyoruz ve bunu yaşımız kaç olursa olsun bekliyoruz. Beklenti? Ne kadar az beklenti o kadar çok mutluluk derler ya, doğru! Teoride çok da mantıklı zaten. Ya pratikte ? Ne kadar kısıtlayabilir insan beklentisini ? Gülümsemek bile beklentiye dahilken nasıl bir şey beklemez kimse kimseden ? Hiç bir şey beklemesek selam verilmeyi bekliyoruz mesela... O kadar da abartma dediklerinizi duyar gibiyim. Ama abartmıyorum ince düşünüyorum. İnce düşünenler genelde ince ince kırılıyor zaten. İnce düşünmekten incecik olup kırılıyoruz, büyük kırılıyoruz. Hepimiz. Sadece ben değilim böyle olan. Sen de öylesin, o da öyle... İnce insanlarız biz! ...

Starbucks Logo Araştırması :)

Resim
Geçenlerde iş arkadaşım öylesine sordu 'Starbucks İn simgesi neden taçlı bayan?' Aslında şimdiye kadar hiç düşünmedim neyin simgesi neden öyle diye. Nasılsa hepsinin ortak amacı satışı artırmak olduğu için onunla ilgili kendileriyle bütünleştirdikleri şeyler diye üstünde durma gereği duymadım hiç. Ama yinede ufaktan araştırmak istemedim değil. Hakikaten neden böyle bir simgesi var ki diye düşünüp yazdım google amcaya :) İlginç makaleler var bu konuda bir o kadar da ciddi makaleler aslında. Yorum eklenerek yazılanlar da var tabi. Mesela yeşil dolar rengi o yüzden  yeşil beyaz olduğu gibi. Kesin ve ortak olan sonuç simgenin Siren olduğu. Yunan mitolojisinde denizcileri güzellikleriyle kandıran yaratıklar Sirenler. Açıkcası neden böyle bir yaratık seçtiğini anlamadım. Ona dair herhangi makalede bir açıklamada bulamadım. İlk başta daha açık, göğüsler belli bir logo kullanılmış ve zaman içerisinde değişime uğrayıp günümüz halini almış. Çıkan haberlere göre ilk logo çok tepki...

Öneriyorum: Dermokil Siyah Maske

Resim
Ara ara böyle ciddi anlamda beğendiğim ürünler olduğunda sizinle paylaşıyorum. Bugün de o günlerden biri :) Dermokil günü! Aslında siyah maske olarak önce küçük tek kullanımlık bir maske denemiş ve beğenmiştim sonra ucuz ve ilk defa duyduğum markada bir ürün denedim. Bir kaç sivilce çıkınca bunu o maskeye bağladım :) Dermokili denedikten sonra değiştirmemeye karar verdim hem işe yarıyor hem şimdiye kadar her hangi bir şikayetim olmadı. Nasıl ve neden kullanıyoruz diyenleriniz varsa eğer özellikte T bölgesi -alın, burun- siyah nokta temizliği için iki hafta da bir gayet başarılı bir ürün. Temizlediğimiz yüzümüze ince katman halince sürüp 15-20 dakika kadar kurumasını bekleyip en eğlenceli aşamaya geçiyoruz :) Soyarak çıkarıyoruz maskeyi yüzümüzden. Kalın, fazla fazla sürerseniz hem geç kurur hem de rahat soyulmaz, tecrübe ile sabit :) Cildinizin tipine göre ürünler kullanmanızı öneririm tabiki hatta her akşam ve sabah yüzümüzü yıkamayı da unutmayalım. Bunlara rağmen siyah nok...

İnternet Alışverişi

Merhaba bana uzun gelen bir aradan sonra :) Yakın tarihte optikçilere kızıp da internetten lenslerimi alınca size de yazmak istedim. Aslında önceden çok sevmezdim internetten bir şeyler sipariş verip de gelmesini beklemeyi. Sonra sonra sevimli gelmeye başladı :) Peki önceden neden sevmiyordum sonra ne değişti ? Önceden çok da güvenli olduğunu düşünmüyordum açıkcası. E malum bir dünya dolandırıcılık haberleri varken, yaşım da daha da küçük olunca ne cesaret ne özgüven ne de tedbir! Ya bir şey olursa ya yanlış işlem yaparsam ya ürünüm gelmezse gibi çeşitli karamsar soruları yanıtlayamadığım için bir türlü alışamamıştım. Tek sebep de bu değil tabii; ya beğenmezsem ? Görmeden, beğendiğimden emin olmadan nasıl alırdım :) Sonra baktım olacak iş değil, alışverişe ayıracak zaman yok ve herkes de internetten misler gibi alışveriş yapıyor. Ben de denemeliydim ve denedim. Sonuç: sevdim :) Her şeyi almam hala. Ayakkabı mesela illa göreceğim ayağımda. Veya kot pantolon! Denemeden cesaret ed...

Otobüs Yolculukları

Resim
Otobüs Yolculukları serisi mi oluşursam acaba :) Her birinde yeni bir şey öğreniyorum sonuçta paylaşmasam olmaz. Memlekette olduğumu yazmıştım şimdi de dönerken  ufak notlar bırakmak istedim buraya. Hatta diyorum ki neden giderken  yazmadım acaba? Eleştirecek çok şey vardı. Neyse artık yazmadık, ders olsun :) Sizcede otobüslere biraz daha özen gösterilmesin mi ya? Tamam uçak daha rahat, çabuk, fiyat olarak da artık eskisi gibi çok farklı değil. Ama her yerde havaalanı mı var? Herkesin havaalanına gitme imkanı mı var? Hepsini geçelim herkes uçağa binecek cesarette mi? E madem otobüsle yolculuk yapmak durumunda olan insanlar hala varken neden bazı şeyler önemsemiyor geliştirilmiyor? O kadar çok yenilik yapılabilir ki... Neden boşverilerek devam ediliyor? Hem de hem boşverip hem zam yapmak nasıl oluyor? Çok sordum evet biliyorum ama her seferinde bu sefer daha rahattır diyerek yaptığım hiç bir yolculuk rahat geçmiyor. Televizyon koyuyorsunuz ne doğru dürüst film ne müzik va...

Egeden Bildiriyorum :)

Resim
İznin her türlüsü güzel hele ki yıllık izin! :) Yazdan kalma izinlerimi alıp egeye kaçmışken burdan da yazmak istedim size, kayıtlara geçsin diye. Sonra dönüp okuduğumda şu an ne hissettiysem aynı duyguları yaşıyorum tekrar. En güzel yanlarından biri de bu yazmanın. Konuyu dağıtıyorum değil mi :) Büyük şehirde yaşamak imkanlar açısından avantajlı evet kabul! Eğitim, iş, alışveriş her açıdan  seçenek çok, rakibin olduğu yerde rekabet çok ve bundan akıllıca düşünen tüketiciler gayet güzel faydalanabiliyor. Ama dezavantajları da çok. Ulaşım, trafik en başında bunların. Küçük bir yerde yaşayıp Konya'da okumaya gittiğim zaman ilk başlarda çok bocalamıştım ama kampüse alışınca, merkezden uzak olunca alışmam hızlı olmuştu. Ama başkente taşınınca çok zorladım. Bir yerden bir yere gitmek o kadar zor ki her defasında adres sormaya alışıyor insan. Orda uzun süre yaşayanlar dahil tam anlamıyla bilmiyor kimse nerden nereye nasıl gidilir. Kendinize zaman ayırmak demek hiç bir iş yapmad...

Okudum: Çevrimdışı Aşk

Resim
İçinde 'aşk' geçen her cümle çok güzel değil mi ? Aşkın her hali çok güzel... Siz kitapları nasıl seçersiniz ? Kimimiz arka sayfasına göre, kimimiz yazarına göre, kimimiz baskı sayısına göre, kimimiz tavsiyelere göre... Çok yöntem var bunun için. Kendi yöntemimden bahsetmem gerekirse; önce arka sayfasını okurum. Sonra rastgele bir sayfasını açıp okurum, anlatımı beni çektiyse benimdir o kitap ama soru işaretlerim varsa okuyan bir arkadaşıma sorarım o da yoksa hakkındaki yorumlara bakmadan başlamak istemem okumaya. Elbette bazen benim beğendiğimi sen beğenmeyebilirsin, ama az çok aynı kitaplardan hoşlanan insanlar sevip sevmeyeceğini anlarlar. Çok az yanılma payı bırakıyorum bu konuda. D&R'ın raflarında bu kitabı gördüğümde beni ilk çeken şey egeden bahsediyor olmasıydı yalan yok! Herhangi bir sayfasını açıp okuduğumda samimiyet yakaladım ve bana göre olduğuna karar verdim :) İlk başladığımda diğer günlük tarzını aldım, daha önce yazılanlar gibi geldi. Yinede...

İzledim : Notting Hill

Resim
Romantik komedi sevenlerdenseniz ve hala izlemediyseniz siz de izleyin derim ben :) Evet çok eski filmlerden ama anca izledim ne var yani öneremez miyim, belki siz de izlemediniz :) Öncelikle harikasınız Julia Roberts ve Hugh Grant! Filmde ünlü bir film yıldızı ve sıradan bir dergicinin aralarındaki ilk görüşte başlayan çekimden bahsediliyor. Bir anda birbirlerinden etkilenen iki insan. Bir yanda hayranlığını dile getirmeyecek kadar mütevazi dergici diğer yanda şöhretin getirdiği sahtelikten kaçmaya çalışan, içinde samimiyet dolu fakat normal hayattan bir o kadar uzak kalmış yıldız Julia Roberts! Yani Anna Scott... Öyle akıcı bir anlatım olmuş ki, yüzünüzden tebessüm eksik olmadan, beklemeden, sıkılmadan izliyorsunuz filmi. Oyuncular birbirinden başarılı. Sadece filmin ortalarında ünlü yıldızın kariyeri için dergici çocuğa çıkışması, aslında başka bir erkek arkadaşı olması sinirlendirmişti ama hepsinin bir açıklaması varmış :) İzleyin öğrenin :) İzlenmesi gereken romantik kome...

Fincanda Sufle Yapalım :)

Resim
Ben yaptım çok sevdim siz de yapın demeye geldim :) Mutfağa çok vakit ayıramıyorum normalde fakat bir şey yapacaksam da değişik olsun istiyorum. Geçen yine ne yapsam hem pratik hem leziz diye gezinirken  gördüm fincanda Sufle tarifini. Tarifi gramaj olarak vermiş ama ben yaklaşık göz kararı yaptığım halinden bahsetmek istedim püf noktalarla birlikte. Şimdi öncelikle malzemeler :) *3-4 fincan veya varsa sufle tabağı *Bir buçuk yemek kaşığı kadar tereyağ *Bir yemek kaşığı kakao *Bir yemek kaşığı un *2 buçuk yemek kaşığı toz şeker *40gr bitter çikolata *2 yumurta *Bir çimdik :) tuz *Bir çay bardağı süt Ek olarak tabiki bir de geniş ve kapaklı tencere. Eveeet uzun gibi görünse de basit ve pratik bir tatlı gerçekten. Öncelikle tereyağını bir çay bardağı süte ekleyip ocakta eritip normal boyutta bir kaba aldıktan sonra içine çikolata ve kakaoyu ekleyip eriterek karıştırıyoruz.  *Sütlü çikolatayla da denedim ama o zaman kıvamı değişiyor ve tatlı fincandan çıkmıyor...

Çok Takılıyoruz

Resim
Hani bir söz var ya yarın ölecekmiş gibi yaşa... İnsan her an ölümü düşünemiyor tabiki ama arada bir de olsa aklına getirince 'ölüm diye bir gerçek var' deyip günlük sıkıntıların aslında çok da büyütülecek olmadığını anlıyor. Haksız mıyım ? Her şey üstümüze üstümüze geliyor bazen, evet insan yeri geliyor çok bunalıyor. Belki çevresindeki insanlardan belki olanlardan belki işten belki evden. Ama şöyle bir düşününce bugün hayalini kurduğun şeyi yapmak için ne kadar zamanımız var onu bile bilmiyoruz ki! Hele bir de yakınımızdan birini kaybetmişsek bunu daha iyi biliyor olmamız lazım. Hayaller var, küçük veya büyük fark eder mi ? Umutlar var... Geçenlerde kendi twitter geçmişime bakarken gördüm daha lise yıllarımda bindiğim dolmuşta duyduğum bir konuşmayı eleştirmek için yazmışım : ''On yıl sonra değiştiririz diyor, on yıl daha yaşayacağını garantilemiş'' gibi bir cümle. Ama ne haklı eleştiri değil mi ? Hala katılıyorum kendime. Evet insan her an bunu düşünemez, ...

E Kitap mı Normal Kitap mı ?

Resim
Sorum biraz değişik mi oldu ne :) Normal derken elbet içerik aynı yöntem farklı :) Geçenlerde aklıma geldi. İşe giderken serviste kitap okuyorum, bazen arkadaşlar buna müsaade etmiyor ne yazık ki. Bundan şikayetlenirken neden telefonuma kitap okuma uygulaması indirip telefondan okumadığımı sordu bir iş arkadaşım. Neymiş o zaman telefonda işim var diye rahatsız edilmezmişim. Kitap okumak ne ki diye düşündüm o an. Tartışmadım illaki tercih meselesi ama bunu düşünen çoğunluk mu merak ediyorum ? Ben kitaba dokunmadan tadını alamayanlardanım. O kitap kokusu gelecek bana! Ayraç kullanacağım mesela. Tadı orada değil mi ya ? Telefon zaten günlük hayatta hepimizi agresifleştirmiyor mu ? Sadece ben mi agresif oluyorum telefona çok baktığım zaman ? E bu ayrı diyeceksiniz belki. Neden farklı ? Radyasyon alıyoruz az veya çok, ışığı dersek gözlere zarar, ekran kitaba oranla küçük, kitap kokusu yok!  Bunları düşünürken twitter da da bu konuda bir tweet gördüm. Bir blogger sormuş 'neden e ki...

Bir De Vicdan Temizliği

Resim
Sadece kapı süpürerek olmuyor tabi! Vicdan temizliği şart. En şart, çok şart! Öyle bilip bilmeden konuşup konuşup da köşeye çekilmekle oluyor mu ? Olmuyooor. Çok seviyoruz her konuda yorum yapmayı, bilmesek bile konuşmayı. Yahu sanane! Kim ne kadar çalışmış, kim ne yapmış sanane. Neymiş seni aramıyormuş, aramaz. Seni arayacak vakti yok belki ? Canı sıkkın, işi yoğun olamaz mı ? Ama şurada fotoğraf paylaşmış. Eee ? İnsanların hayatını bilmeden konuşmak, bilmeden küsmek, bilmeden trip atmak... Bilmediğin konularda Küsüp bir de yüz çevirmek de ne ? Çok sıkıldık her şeye trip atılmasından, laf edilmesinden değil mi ? Hepimiz her şeyi konuşuyoruz, bayılıyoruz. Stalk yapıp yapıp moda giriyoruz. Kimsenin birbirinden haberi yok ama herkes her şeyi biliyor. Küçükken 'bu kadar' diye kollarımızı açarak gösterdiğimiz sevgimiz 'şu kadar' diye parmağımızın ucuyla gösterdiğimiz gıybetlere heba oldu gitti. Kimse kimseyi bu kadar, kocaman sevmiyor açık ve net! Çocuk masumluğumuz g...

Herkes Kendi Kapısının Önünü Süpürürse

Resim
Ne kadar net anlattım tek başlıkla değil mi :) Her gün ben de dahil olmak üzere ne kadar söyleniyoruz her şeye. Kendi yaptığımızdan çok kimin neyi ne kadar yaptığıyla ne çok ilgileniyoruz... Belki de sırf bu yüzden kendi işimizi eksik yapıyoruz ama farkında bile değiliz. Derler ya 'Herkes kendi kapısının önünü süpürürse her yer tertemiz olur.' Doğru, çok doğru! Hem de mantıklı. Bir de uygulasak ne güzel olur aslında. İşe bir gidiyorum aman efendim kim ne yapmış, ne yapmamış herkes herkesi konuşuyor. E tamam o yapmamış, sen ne yaptın ? Sen kendi sorumluluğunu yap bırak yapmayanı! Senin işini aksatıyor olabilir, senin iş yükünü artırabiliyor da olabilir ama ben konuşmak, söylenmek yerine daha verimli çözümler bulunmasından yanayım. Ben söylenmiyor muyum sanki ? Söyleniyorum hem de ne söylenme :) Ama bunu farkettiğimde kendime müdahale etmeye başlıyorum. 'Bırak kızım, sen yapabildiğini yap' diyorum kendime. Çünkü her meslek gurubuna ihtiyacımız var. Herkes işi ne ...

Tuz mu Gölü ?

Resim
Göl deyince sizin de aklınıza mavi,su yani su birikintisi gelmiyor mu ? Tuz Gölü demişler ama ne mavi ne su birikintisi :) Bembeyaz tuz! Baya tuz :) Küçükken tuzu çok da ondan öyle diye düşünürdüm ki meğer tuzu çok çok fazlaymış. Şifa için olsun gezmeye olsun hatta düğün fotoğrafları için olsun yoğun bir gölümüz :) Mavi beklerken beyaz görmek çok şaşırtıcıydı ama çok da güzel. Gittikten sonra ufak bir araştırma yaptım Tuz Gölü hakkında. Egzama, mantar, romatizma, eklem ağrıları gibi hastalıklara iyi geldiği için çok ilgi görmeye başlamış. Somut olarak deneyip fark edenler tekrar tekrar ziyaret ediyorlarmış artık.Ayrıca önceden sulu kısmı daha kıyıdayken gittikçe sular çekilmeye başladığı için kıyılar daha çok kuru yürünebilir halde ama ileriler de ıslaklık hala var. Ve günümüzde düğün fotoğraf dış çekimi için de tercih edilmeye başlanmış. Baktım da hakikaten de çok harika pozlar elde ediliyor. Sizinle de paylaşayım dedim :) Bunlar sadece en beğendiklerim. Gerçekten de har...

İzledim: Çılgın Hırsız 3

Animasyon sevenlerden misiniz ? O zaman benziyoruz :) Geçen haftalarda sinemaya gidip izleyecek film bulamayacağımızı sanarken 'Çılgın Hırsız 3' izleyelim dedik. Animasyonun en güzel tarafı sizi günlük stresten uzaklaştırıyor olması. Germiyor, korkutmuyor, ağlatmıyor... Hele kaliteli animasyonlar..! Çılgın Hırsız da o kalitelilerin içinde kesinlikle. Çok neşeli, sempatik, yüz güldüren cinsten olmuş. -Çocuklar için- benzetmesini yerle bir ettiğini iddia edebilirim. Sıkılmadan oturmanızı sağlıyor o koltukta. Oluşturulan minnoş karakterler, verilen gizli dersler ve kısa süre de olsa size unutturduğu stresleriniz. Bence izlemeye değer. Sürekli ciddi filmler izleyeceğiz diye bir şey yok ya!

Bugün Ne Yaptım ? Kılıf Süslemece

Resim
Eveeet uzun süredir denemek istediğim fakat bir türlü azıcık da olsa o zamanı ertelediğim kılıf süsleme olayını gerçekleştirdiğime göre yazmam gerektiğini düşündüm :) Aslında öyle aman aman bir şey yapmamış olabilirim ama yaptım sonuçta. El emeğinin büyüğü küçüğü olmaz diye düşünüyorum. En kıymetli şeyler emek harcananlar değil mi ? Bu da emek :) Uzun bir süre kullanıp kirlendi diye kenara attığım silikon kılıfı nasıl süslerim diye araştırmıştım bir ara. Her yerde benzer videolar var bunun hakkında. Kendimce en eğlenceli olanını seçtim; ojeli kılıf süsleme! :) Malzemeler; -Tabiki su, -Renk renk oje, -Sade silikon kılıf -Ve su için kap (ben dondurma kabını seçtim:) ) Suya istediğimiz renkte ojeleri damlatıyoruz. Her yerde bu söyleniyor ama damlatmanın zorluğundan bahsedilmiyor. Arkadaşlar genelde ojeler öyle hemen damlamıyor ucunu hafifçe suya değdirin damlayacak gibi olup damlamayan o oje suya geçecek. Ebru sanatı gibi oynayıp, renk cümbüşü elde edebiliriz. Ben çok müdah...

İyiki Var Marketler

Bana katıldığınızı duyar gibiyim :) Bir makyaj malzemesi alacağım zaman bi dünya para harcamak zorunda kalıyorken, sıradan bir markette aradığını hoppp ucuza bulma sevinci :) Tabi ki rekabet olduğu için fiyat farkı, hizmet farkı hepsinde çok çok farklı. Ama benim değinmek istediğim bambaşka bir konu. Sırf isim yapmış markaların kendi site, dergi vs. de yüksek yüksek sattığı ürünleri ucuza getiren canım marketler :) Tabi ki kozmetik çok dikkat gerektiren bir ihtiyaç. Direk cilde teması olduğu için kalitesinden emin olunan ürünler tercih edilmeli. Ama bu demek değil ki aynı markayı markette ucuza bulursan almayacaksın :) Almazsan ayıp! Marketler bugünler için var :) Bugün de fırsat bulmuşken gidip siyah maskemi aldım hem de dışarıya göre daha karlı bir fiyata :) İnsan alışveriş yaparken hem rahatlıyor hem deşarj olmuyor mu ya ? Öyle çılgın alışveriş tutkunlarından değilim ama küçük de olsa bir kaç bir şey aldığımda mutlu oluyorum. Bir topuz tokası beni mutlu edebiliyor mesela :) Ku...

Az Beklenti Çok Kafa Rahatlığı

Resim
Az insan çok huzurun açıklamasını yaptım başlığımda size :) Ben küçüklüğümden beri konuşmayı çok seven bir insanım. Belki yetiştiğim yerin de katkısı vardır. Küçük ve samimi yerde yaşayınca insan, büyük yere gittiğinde en çok bu konu da zorlanıyor bence. Ben de öyle oldu en azından. Hep çok konuştum, hep çok sevdim insanlarla samimi olmayı. Ama hep de yadırgandı bu halim. Önceden ben onlara 'banane ya! der geçerdim, sonra bir baktım çok haklı çıktılar! Enerjisini etraftaki enerjiden alan birisi olarak hep gülen insanlarla olmak istedim, gülsünler istedim. Değer verdiğim herkese zaman ayırmak istedim. 'Herkesle iyi olamazsın' dediler. 'herkesle iyi olmaya çalışmıyorum ki' dedim. Sadece değer vermeyi seviyordum. Derken zaman geçti... Geçtikçe fark ettim ki kimsenin tam anlamıyla dostu olamamışım. Zaman geçtikçe yalnız hissetmelerim çoğaldı çoğaldı çoğaldı... Yanımda dost dediklerimi aradığım an kimseyi göremeyince anladım ki 'herkesle iyi olamazmışım'......

Konser Çilesi

Resim
Eveeet attığım başlığa aldanmayın konseri değil çilesini eleştireceğim şimdi,şu an! Konserler iyi hoş da tadını bilene gerçekten. Şimdiye kadar gittiğim konserlerde Ferhat Göçer ve Haluk Levent'in ''Herkes görsün, oturun dinleyin'' dediği sahil konserlerini çok sevmiştim. Çünkü konser kelime olarak zaten dinleti demek iken neden şarkıcıları görmek için birbirimizi eziyoruz ki ? O insanların konser videoları zaten internette en net şekilde mevcut sen elindeki tost makinesi ile çekmek için çılgınlar gibi uğraşırken konserin tadına nasıl varabiliyorsun ki ? Nedir illa bu video kaydetme veya adamı en önde seyretme sevdası ? Gelmiş miss gibi şarkı söylüyor sana, otur dinle tadını çıkarsana arkadaşım! Halil Sezai konserine gittik de bugün, ordan dellendim! Geç bir yere dinle, adam sakin sakin şarkısını okuyor ve her parçadan sonra teşekkür ediyor. Kibar adam! Sen napıyorsun ? Dur az daha öne geçeyim de belli belirsiz video çekeyim diye insanları banklardan düşürüyors...

Duygusal Zeka

Resim
Bende önceden 'duygusal zeka' deyince duygusal insan olarak düşünüyordum, yalan yok :) Öyle değilmiş o işler. Duygusal zeka bambaşka bir şey çıktı ! Araştırmalara göre bizim IQ olarak bildiğimiz ölçü farklı EQ yani duygusal zeka farklı bir şeymiş. Duygusal zekası yüksek olan insanlar hem kendi duygularını hem de başkalarının duygularını iyi anlayabilirlermiş. Karşılaşılan her hangi bir durumla başa çıkabiliyor olmamız duygusal zekamızın gelişmesiyle ilgili olan bir durummuş aslında. Önceden bunun seviyesinin doğuştan olduğu kabul ediliyorken aslında geliştirmenin yolları da çıkmış ortaya. Duygusal zekamızı geliştirmek için yapabileceklerimiz arasında, olumsuz düşüncelerden kurtulmak, kendimizi sorgulamak ve tanımak var. Kendimizi sorgulamak, sıkıntılardan uzak durmak... Yani bizlerin günlük koşturmalarda çok dikkat etmediğimiz şeylerin ne kadar önemli olduğuna bakar mısınız ? Kendimiz ne kadar önemliyiz! Peki kendimize gereken önemi ne kadar veriyoruz ? Ne kada...

Hafızamızı Hafife Almasak Diyorum

Resim
Çoğumuzu geçmişte yaşayanlardan değil miyiz ? Geride kalan mutlu günlere özlem çekmiyor muyuz ? Belki de yaşarken özleyeceğimizi bile düşünmüyorduk, tadını çıkararak yaşamadık o an'ları. Sonrasında ise özlemeye başlıyoruz. Aslında özlemeye müsait yapımız. Yaşadığımız an'a odaklanmaktansa kıymetini bilmediğimiz günleri özlemekle geçiyor bazı zamanlarımız. Böyle böyle pişmanlıklarımız, keşke'lerimiz artıyor zamanla.  'Keşke o an'a geri dönebilsek' Kamera gibi çalışan hafızamızı hafife almamak lazım! Yapılan araştırmalara göre beynimiz doğumdan itibaren olan biten her şeyi kamera gibi kaydediyormuş. Hatta daha ilginci beyin, erkek sesini daha kolay anlayabiliyormuş bayan sesine oranla. Bu yüzden de erkekler kadınları anlamak için ek kaynaklar kullanırmış. Ne yorucu iş :) O kadar güçlü ki beynimiz o kadar ince çalışıyor ki nasıl yönlendirirsek öyle çalışıyor. Nasıl düşünürsen öyle olur derler ya, senin düşünceni gerçekleştirmeye çalışan bir beyin var çü...

Neden Bu Stres ?

Resim
Hepimiz ne kadar gergin insanlarız değil mi ? Gittikçe daha da stresli bir hal almaya başladı ortam. Her geçen gün agrasif insan sayımız hızla artıyor. Peki neden stresliyiz ? koşturmaca, monotonlaşma, hedefsizlik, arada kalma hissi, bunalımlar... Hepsi de hemen hemen aynı kapıya çıkmıyor mu ? Çünkü her gün aynı şeyleri yapıyoruz. Çünkü bizi heyecanlandıran şeyler eksik. Kendimizden veriyoruz, farkında bile değiliz. Bunalmaktan bunalır hale geldik, kendimden biliyorum. Durduk yere gelen can sıkıntısı, sinirlilik hali... Aslında hiç biri durduk yere değil tabi ki bunların! Her şey güzelken neden sıkılsın canımız yahu ? Birikim hepsi birikim. İçimize atıp, içimizden atamadıklarımız hep. Her gün işe-okula gidiyoruz da kendimize ne kadar zaman ayırabiliyoruz ? Ne kadar ilgileniyoruz biz'le ? Asıl mesele de burada başlamıyor mu ? Sabah kalk gündeme başla eve gel, yemek ye ve yat! Ee bu vücut spor istemiyor mu ? Film izlemek istemiyor mu ? Temiz hava almak sakince ? Mesela iş/o...

Canım Rex

Resim
Çoğumuz evcil hayvan beslemişizdir herhalde. Beslemek istemişizdir veya hayvanseverizdir. Ben çok besledim. Kuş, köpek,balık,civciv... Kedi hariç :) Mahallede sevdiğim kalın kuyruklu kediyi saymazsak eğer sadece uzaktan seviyorum kedileri :) Neyse 4 yıl önce bir köpek almıştı abim, terrier cinsinde. Bize geldiğinde ufacıktı, şişe kadar toptan küçük bir tüy yumağı! Gözleri görünmüyor falan böyle tam bir ponçik! Ben üniversitedeyim o zamanlar ama yurtta sürekli Rex'i sayıklıyorum. Bakımı da zor, çok emek verdik ailecek. Canım babam günde en az üç kere gezdirirdi. O zamanlar Didim'deyiz. O kadar zeki ki hayvanlar, bakışından anlıyor sevip sevmediğini! Sıcaktan bunalmasın diye ilk tıraş ettirdiğimizde kedi kadar kalmıştı, 'Çok çirkin olmuş' dedim diye arkasını döndüğünü bilirim. Sonra Ankara'ya taşınmamızın ikinci gününde 13-14 yaşlarında iki çocuk bahçeden çalıyor Reximi! Tuvaleti gelmiş, bir de sıcakkanlı köpek, koşarak çıkıyor onlarla. Aklınca tuvaletini y...

Benci'lerden Siz de Sıkılmadınız mı ?

Resim
Ne kadar çok kendimle kalmak istiyorum zaman zaman... Beni benden iyi anlayan olmadığını da düşüyorum. Sizin de oluyor mu böyle düşüncelere kapılışınız ? Hadi ama yalnız olamam bu his konusunda ?! Bir ara ben de beni hiç tanımayan birisiyle sohbet etmeyi çok istemiştim. Ama şimdi kendimden başka kimseye dürüst olamadığımı fark ettim. Ne zor ne yalnızlık... Canın sıkkın ama 'iyiyim' demek zorundasın, kötü olduğunu söylesen de umursuyor gibi görünmekten ötesine geçmeyeceklerini hissediyorsun çünkü. 'ya noldu ki? geçen gün benim de canım sıkkındı...'diye başlayıp hopp kendi derdini de sana atacak. Senin derdin sana yetmiyormuş gibi. Öyle de değil aslında ama o an senin derdini kaldırabileceğime olan güvenin beni onure ediyor (!) Benim kafam doluyken neden taşırıyorsun ki... Sitemim dert anlatanlara değil, dert üstüne dert anlatanlara. Seni dinlememek için kendini anlatanlara. Senin derdini almayıp derdini verenlere, ben'cilere... Aslında konu bu değildi ama nasıl...

Ölüm Diye Bir Şey Var : Canım Arkadaşım

Resim
Sonra bir telefon alıyorsun ve aynı odayı hatta bazen aynı yatağı paylaştığın, beraber ağlayıp beraber kahkahalar attığın, bazen beraber aç kaldığın insanın sesini duyamayacağını öğreniyorsun. Hem de birden! İşte o an başlıyor pişmanlıklar, burukluklar, keşke'ler, sorgulamalar... Ölüm herkese hak. Yaş, boy, cinsiyet ayırt etmeden... Sadece insan üzülüyor. Gencecik arkadaşımı kaybetmişiz ve ben aylar sonra bir telefonla 'olmuş mu öyle bir şey?' diye öğreniyorum. Bazen hayat koşturmaları sevdiklerimize zaman ayırmadığımızı bile unutturuyor. Herkes kendine göre yaşamaya devam ederken zaman nasıl geçiyor bir diğerimiz ne yapıyor bilmiyoruz. Bazen onların mutlu olduğunu, nefes aldığını bilerek içimiz rahat kendi koşturmalarımızda boğuluyoruz. Sonra nefes almadıklarını duyduğumuzda bir burukluk, bir düğüm ve koca bir boşluk. Canım Süm! Yaklaşık iki yıl aynı odayı paylaştık üç kişi. Dört kişilik odada üç kişiydik biz. Dördüncü bazen yoktu bazen değişti ama biz hep va...

İzin Arasından Dönüş Yazısıııı

Ya ben nasıl suçlu hissediyorum şu satırları yazarkennnn. Ama yıllık izindeydim ve internetsiz olmam geçerli bir sebep sayılır bence. Neyse tabi ki çeşitli paylaşımlarım olacak bu konuda. Ama bugün olamayabilir. Canım sıkkın çünkü! İnsanların size ve düşüncelerinize saygı duymaması nasıl değersiz hissettirici bir durumdur değil mi ? Bu aralar sanki etrafımda olan şeylerle hiç bir ilgim yokmuş gibi sanki fikrimin olmasının da bir anlamı yokmuş gibi. İnsanlar benim adımlarımı benden çok düşünür oldu, ama neden ? Adım atarken kendi gücümüz ve isteğimizi kullanarak hareket ederiz, biz istersek atarız istemezsek bir mm ilerlemeden bekleriz. önemli olan istememiz, bizim istememizdir. Bu herkes için geçerli. Kimse kimseye adım attıramaz, attırsa dahi o adım isteksiz olduğu için ileri atılmış sayılmaz aslında. Birileri bizi sürekli eleştirip, yönlendirmeye çalıştığında yönlenmek yerine yön değiştiririz. En azından ben öyle oluyorum. Ne zaman bir şeylere zorlansam kaçıyorum geri ...

Bayram Sabahı

Resim
'Nerede o eski bayramlar?' diye başlamıcam tabi ki. Nerede benim eski bayramlarım diyebilirim; sakin, sessiz... Ben küçükken bayramlar en fazla iki saat sürerdi. Nerde mi? Küçük, yazlık ilçelerde bayramlar kısa sürer. Uyanıp ailenle ve varsa bir iki komşuyla bayramlaşırsınız ve bu kadar! O zamanlar keşke akrabalarımın olduğu yerde olsaydım diye düşünürdüm. Çok çekici gelirdi bana; mutlu, kalabalık ve uzun süren bayramlar. Şimdi bakıyorum da o kadar çeken pek bir şey de yokmuş aslında. Elbette güzel, kötü değil ama...Eksik... En güzel bayramımı sorsanız, hevesle kalkıp ailemle ve komşularla bayramlaştıktan sonra babama dönüp 'bu kadar mı' diye sorduğumda 'Bu kadar işte hadi balığa gidelim' demişti. Öyle yerlerde bayram yoktur aslında. Sırf hevesinden hazırlanırsın ama değişen pek de bir şey olmaz. Kalabalık değildir, uzun sürmez, tatlılar havada uçuşmaz. Tabi ki tatlısını yapanlar olur ama sırf içinde kalmasın diye, kapışılacağından değil yani. Ama huzurlu...

Çocuk Masumluğumuz Vardı

Resim
Geçen gün tarlanın ortasında bir amca, elindeki poşet poşet kuru ekmeği boşaltıyor oraya. Güvercinler gelsinler de yesinler diye. Böyle güzel kalpli insanları görünce içim bir tuhaf oluyor. Ne güzelsiniz! Bir yanda güzel kalpli insanlar bir yanda da kimin arkasından ne konuşsak'cılar. Bazen midem bulanıyor insanların konuştuklarından, yaptıklarından. Hepimiz güzel büyümemiş olabiliriz ama hepimiz masum büyüdük. Çocukken sadece düşünce ağlardık, yüzüne söyler küserdik. Sonra ne oldu da sinsileştik. Yok yok bir şey duymadım, sinirle sormuyorum bunları. Bazen gerçekten kızıyorum durduk yere, o yüzden soruyorum. Şimdi de otururken geldi aklıma. Neden kalplerimiz kötüleşiyor her geçen gün. Ne oldu çocuk masumluğumuza ? Cevap o kadar çok ki bu soruya.  Bazı günler sadece bunu düşünüp sustuğum oluyor. Dizimiz acırken beraber üflerdik, sonra yaraya tuz basmaya başladık. Benim kan kardeşim vardı küçükken. Şimdi izin kaybettim ama yüzü ve sesi hala aklımda. Kestik kanattık ...

Sahip Çıkalım: Bursa Karacabey Barınağı

Resim
Ya yine güzel bir haberle geldimmm :) Hele hayvanseverlere gözden kaçırmasınlar diye önemli bilgi niteliğinde,net! Bu haftaki 'migros' kataloğunu görmeyenler varsa diye paylaşıyorum, migrosun bu inceliklerini çok seviyorum. Bu iki haftalık katalogda yer alan Whiskas ve Pedigree markalı ürünlerden aldığınız zaman alışverişinizin %5'i Karacabey Barınağı yenileme çalışmaları için kullanılacakmış. Eminim önemseyenleriniz olacaktır. Hem de indirimli ürünler, dostlarımızı sevindirirken diğerlerine de destek olmuş olabiliriz. Küçük adımlar büyük iyilikler...

Her Günde Bir Güzellik vol1

Resim
Eveeeet yepyeni bir konu ve yepyeni bir başlıkla geldim bugün :) Uzun zamandır aklımda olan ama yazıya dökmeye yeni fırsat ve cesaret bulduğum başlık. Ne demek istiyorum ? Artık 'her günde bir güzellik' paylaşmaya çalışacağım burada hem sizlerle hem de kendimle. Aslında var olan ama bizim farketmediğimiz veya fark edip de farkettiğimizi bile bilmediğimiz güzelliklerden birer tane. Hatta sizlerde benimle paylaşırsanız çok mutlu olurum. Her gün yüzümüzde tebessümün oluşması ve buna az da olsa vesile olabilmek bence çok güzel olur. Yeri geliyor her şey gözümüze karamsar ve kötü görünüyor, gün içinde ne stresler ne telaşlar...O sırada aslında güzel şeylerin de olduğunu bilmek iyi gelmez mi ? Ha tabi 'banane'leşmezsek :) İlkiyle başlayacağım mesela ben şimdi. Ben parakende sektöründe  çalışıyorum. Yani her gün çok çeşit insan, çok çeşit naz, çok çeşit sinir ve az da olsa güleryüzlü insan görüyorum. Kimisi sima olarak tanıdık oluyor bir süre sonra. İnsanlarla uğraşma...

Mutluluk İçinde Yerini Bilene

Resim
İnsan psikolojisi ne değişik şey değil mi? Mutlu olmak için atılan bir sürü adım ve sonuç odaklılık... Çok istediği bir şeyi alınca mutlu olacağına inanılırken insanoğlunun doyumsuz olduğunuz gözardı edilmesi! Biter mi isteklerimiz? Biter mi 'şunu da alayım' daki 'şu'  Hep daha fazlasını isteriz. Her konuda böyledir bu. Daha çok arkadaş, daha çok sevgi, daha çok ilgi, daha çok alışveriş. Hepsinin nedeni ortak:mutlu olma isteği.  Bu ay aldığım dergide okudum şimdi,  Mutluluk aranmaz. Pozitif dergisi' Ne güzel anlatmış dimi? Olan'a izin verilmişlik.  Aslında buara en çok buna odaklanmaya çalışıyorum ben de. Senin istediğin kadar değil, olan kadar ilgi.  Senin istediğin kadar değil olduğu kadar arkadaş.  Ve olan kadar anlayış.  Şu sözü haklı çıkarıyoruz 'mutlu mu olmak istiyorsun? Kimseden bir şey bekleme'  Olduğu kadar demiş Şems de. Haklı demiş. Mutluluk olana saygı duymak sanırım. Ne kadarımız başarıyor bunu bilmiyorum...

En İyi Sensin

Resim
Bugünlerde fazlaca sitem doluyum, biraz alıngan, azıcık da kızgınım... Ama en çok da kırgınım... Kırılmışlıklar geçmiyor değil mi? Ara veriyor, geçiyor gibi oluyor ama zaman zaman hatırlatıyor kendini; batarak, sızlatarak... En çok da geçmeyenler boğuyor bizi. En azından beni. Çok kızıyorum etrafıma, en çok da kendime! Bir arkadaşım demişti bana 'insanlara %100 güvenle başlayıp her hatalarında azaltıyosun güvenini, tam tersini yapman gerek' diye... Demesi ne kolay değil mi? Bunu sonradan farkettim ben de. Meğer çözmüş olayı. Ben de soruyorum kendime 'neden her seferinde uzaklaşıyorum insanlardan?' e kızım bi uzak dur, bi bak. Her çeşit insan var. Genelde empati nedir bilmeyen, sadece kendini haklı bulanlar var. Aman dönüp de kendinde suç aramasın kimse. Çünkü herkes en mükemmel! Hepimizin anlayışı, bakışı nasıl farklı oysaki. İçinde kötü kötü şeyler düşünüp de 'ben en iyiyim' derse bir insan, nasıl saygı nasıl sevgi kazanabilir ki?! Bir yere kadar a...

Okudum 'Mor'

Kahraman Tazeoğlu hep çok başka, hep kıymetli yazarlar arasında benim için. Öyle derine işleyen cümlelerle öyle hissederek yazıyor ki, okurken hissettiriyor. Konya'da okurken şiir dinletisine gitme şansım olmuştu. Sesi de çok tok! tam şiir okumalık ses dediklerinden. Ve kitabı 'Mor'u da okudum sonunda. İtiraf ediyorum ilk sayfalarında şaşırmadım değil. Kahraman Tazeoğlu böyle yazmaz dedim ve hemen geçti bu his benden. Konuya girene kadar bir sıkılıyor gibi oldum sonrası nasıl bitti anlamadım. Öyle akıcı, öyle heyecanlı ki... Dili güzel, duygular güzel, konu güzel...  Yusuf ile Asena'nın aşkını anlatmış bu kitapta bizlere. Yer yer kızdırmışlar bizi yer yer nasıl güzel sevdiklerini göstermişler. Cümlelerden çok hareketlerin önemini,  karşımızdakini anlamaya çalışmayı. Güzel işlemiş. Sonunu okumayanlar için yorumlamak istemiyorum ama...ama işte :) Çok okunası olmuş her zamanki gibi. Tebrikler...

Gördüğünden Çok Fazlası

Uzun zamandır yazmıyorum buraya değil mi ? Buraya :) yazıyorum siliyorum buaralar. Yazıp silmelerim arttı. Neden ? Kendi içimde ben de sorgulamıyor değilim bu durumu. Yani yazacak bir şey olmadığı için değil de içime atmalarımdan diye bir açıklama yaparak başlıyorum bugün. Bu arada neler yapmadım ki; okudum, izledim, kızdım, üzüldüm... Hepsini yazacağım, tek tek... Nereden başlamalı ilk olarak seçemiyorum ama şuan için en uygun bulduğum 'kızdığım' kısım sanırım :) Kızdım, kızıyorum ve kızacağım. Değişmeyen tek şey bir değişim bir de bencillik desem olur bence. Evet herkes kendi içinde bir parça bencil tabi ki. Bende bencilim, sen de bencilsin o da. Ama ondaki bencillik bence hat safha! Bazı insanlar var ki ciddi anlamda 'bu kadar da olmaz' dedirten cinsten. Evet en çok o çalışıyor, en çok o üzülüyor, en çok o her şey de. Tamam ama neden ? Neden her şeyi en çok kendimize bağlıyoruz ? Daha doğru soru 'nasıl?' Nasıl her konuda biz fazla olabiliriz ki ? Nas...

Sonunda ''Tatlım Tatlım'' :)

Resim
Sonunda Tatlım Tatlım ı da izledim diyeceğim, daha yeni vizyona girdi zaten diyeceksiniz :) Evet ama bayadır bekliyor olunca 'sonunda' demek gerekti :) Açıkçası tahminimin çok dışında bir yapı çıktı karşıma. Fragmandan da kuramıyorsunuz taşların bütününü, film ilk başladığında kafamdan bir yere bağlamaya çalıştım bir anda. Hatta olanın dışında farklı farklı bir on senaryo üretmedim değil :) Bir Yılmaz Erdoğan klasiği olmuş ressmeen!!! Aklımda hiç olmayan bir kurguyla karşılaştım ve her zamanki gibi zekice bir kurgulama olmuş. Yani hiç sıkılmadan tek solukta izliyorsunuz ve tadı damağınızda kalıyor. Bitmese daha izlemeye devam edebilirsiniz. Hepsi o kadar güzel oturmuş ki karakterlerin, o kadar tam ki her şey. İçinde senin,benim,onun olduğu bir film olmuş. Herkesin kendinden parça bulabileceği, yapılan küçük hataları güldürerek gösteren tatlı bir çekim. Gülüyoruz ama aslında inceden de mesaj alıyoruz :) Israrla tavsiye ederim, mutlaka izleyin derim. Emeğinize sağlık!

Bir Görümce Olarak İzledim 'Görümce' :)

Her görümce gÖrümcek değil tabiki, mesela ben :)  Çok merak ettiğim Gupse Özay filmi 'Görümce' yi izleyebimm. İşten dolayı çok geç kaldım ama DVD'ler iyiki var!  Tatlı mı tatlı, samimi bir film olmuş. Ailecek gülmelik film arayanlara cevap niteliğinde :)  Adı gibi korkutucu değil, yer yer duygusal genelde gülümseme dolu..gğzel oyuncu kadrosu ve güzel hikaye. Emeğinize sağlık. 

RECEP İVEDİK 5

Eveeeetttttttt izledim :) Kararsızlıklar sonrası gidilen Recep İvedik serisinin son filmini beğendik mi bakalım :) Kendi rekorunu kıran film. Konusu güzel seçilmiş, işlenmiş filmin. Oyuncu seçimi, tavırları çok eğlenceliydi. Gülmeye gidip kahkahaya sebep oldu desem tam olur. Bazı yerler tabi ki abartılmış, tabi ki bazı espriler aşırıya kaçmış ama komedi bunu gerektirir sanırım. Şu gergin ortamda gülmeye güzel bir film olmuş. Milli duyguların, takım ruhunun bu şekilde bizden bizden işlenmiş olması çok tatlı :) İzlemeyen ve gülmek isteyenlere tavsiyemdir.

Tahammülümüz Yok

Evet bugün yine atarlı değilim sadece her geçen gün daha iyi anlıyorum ki tahammülümüz yok. Senin benim onun hiç birimizin tahammülü yok. beklemeye, sabretmeye, anlamaya tahammülümüz yok. En ufak şeylere kızar olmuşuz, en ufak alttan alınabilir konulara öfkelenir, hemen bağırıp çağırıp sorun çözmeye çalışıyoruz daha doğrusuuu bizi sırf başlarından atmak için geçiştirdiklerinde haklı olduğumuzu sanar olmuşuz. Etrafta o kadar öfkeli, asabi, sinirli insanlar dolaşıyor ki daha da kötüsü bu öfkelerini kendilerinden güçsüz gördüklerinden çıkarıyorlar. Çözüm mü ? Anlayış... Mümkün mü ? Sanmıyorum :) Artık öfkeyle yaşar olmuşuz biz. Öfkeyle var oluyor, öfkeyle sorun çözmeye çalışıyor, öfkeyle adım atıyoruz. Sinir, stres hayatımızın bir parçası olmuş artık. Kime neden kızdığımızı bilmeden kızıyoruz.