Kısacık Bir Şey Sorabilir miyim?


 “Kısacık bir şey sorabilir miyim?”

“İki dakikanızı alabilir miyim?”

“Zamanınız varsa çok kısa bir şey…”


Gerçekten kısa mı?

Genelde değil.

Bu cümleleri duyunca insan, aklındaki planların en az yarım saat erteleneceğini bilir.

Hayır desen ilgisiz görünürsün.

Dinlesen, yarım kalan işlerin üstüne yeni bir konu eklenir.

Bir de bu soruların zamanlaması hiç şaşmaz.

Tam çıkacakken…

Tam bir işi yetiştirmeye çalışırken…

Tam zihnini toparlamışken…

Gelir.

Eğer benim gibi “sonraya bırakmayayım, o an çözülsün” diyorsan,

o anı da bırakamazsın.

Sonuç:

Stres üzerine stres.


Aslında burada küçük bir gerçek var:

İnsan, kendi sorusunu o anın en önemli konusu sanıyor.

Ve cevabını da hemen almak istiyor.

Senin o an ne yaptığın çoğu zaman görünmüyor.

Bazen gelen sorunun aciliyeti de tartışmalı oluyor.

Ama artık dinlemeye başlamışsındır.

Hani sonucu bilirsin ama mecbursundur ya…

Aynen o durum.

Ve bazen gerçekten düşünürsün:

“Bunun için mi zaman ayırdım?”

Gülsek mi, ağlasak mı?

“Kısa bir şey soracağım” cümlesini ne zaman duysam

gülmekle kabullenmek arasında kalıyorum.

Kimimiz cevapları kendimiz arıyoruz,

kimimiz sormayı tercih ediyor.

İkisi de hayatın içinde.

Ama belki de en kıymetlisi şu:

Gerçekten kısa olacaksa…

Baştan konuya girmek.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Merhaba Sevgili Günlük

Okudum: Kalk Yerine Yat

Kendime Ben Lazım