Kayıtlar

Robot Süpürge

Siz hiç robot süpürge olmak istediniz mi? Ben geçen gün istedim. Bayağı bayağı istedim. Şakasız. Yorgun olduğum ve işe yetişmek zorunda olduğum bir gün evi süpürüp çıkmaya çalışıyordum. Önce normal süpürgeyle süpürdüm, kalanını da robot süpürgeye bıraktım. “Bir de sen gez evi,” dedim. Bir süre sonra bir uyarı geldi: “Engelleri kaldırıp tekrar dene.” Tam cümle bu değildi belki ama ben öyle duydum. Ve bir an kıskandım. Ne güzel. Engel mi var? Kaldırılmasını bekliyor. Kaldırılmadı mı? Eve dönüyor. Biz öyle miyiz? Değiliz. Engelin boyutuna bakmadan önce bir kaldırmayı deneriz. Olmuyorsa oldururuz. Bir şekilde hallederiz. Sonra da bunu başarı olarak görmeden: “Benim yerimde kim olsa aynısını yapardı.” deriz. Hayır. Kim olsa aynısını yapmazdı. Sen yaptın. Robot süpürge ise bir sehpanın ayağını geçemedi ve geri döndü. Diğer tarafa da yönelmedi bu arada. Amaç odaklı bir süpürge diyebilir miyiz, ondan da emin değilim. :) Bir yandan sinirlendim: “Engelleri kaldıracaksa...

Bugün de Bitsin mi ?

Resim
  Bugün de bitsin artık! Bitsin mi gerçekten? Ben de bitsin diyenlerdendim. Zor geçeceğini düşündüğüm her güne, “Bugün biter mi?” diye sorarak başlıyordum. Günün sonunda bu sorunun cevabı aslında her zaman “evet”. Ama nasıl bir evet? Güzel mi geçti? Zor muydu? Gülerek mi geçirdik günü, midemiz ağrıyarak mı? Sevdiklerimiz iyi miydi günün sonunda, yoksa bir sağlık sorunu mu duyduk? Peki biz iyi miydik? Hem bedenen hem ruhen… Her zaman detay düşünen biri oldum, kabul ediyorum. Ama bu kadar detayın içinde düşünmediğim bir şey varmış. Ya senin bitsin istediğin gün, bir başkasının hayatındaki en mutlu günse? Ya bugün bitsin diye başladığın bir güne, yıllar sonra dönmek istersen? Bilemeyiz. Böyle yaşanmaz, kabul. Her günün her anını fark ederek yaşamak çok zor ve yorucu bir düşünce. Ben de bunun farkındayım. Ama sadece bitsin diye güne başlamak istemediğimi fark ettim. Çünkü öyle ya da böyle her gün bitiyor. Zaman geçiyor. Ben artık biraz daha zamanın içinde kalmayı ...

İnsan Neyi Özler ?

Resim
  İnsan neyi özler? Geçmişi mi? Sevdiği şehri mi? Okulunu mu? Neyi özler insan? Geçmiş zamanı mı, geçen zamanını mı? Eskiyi anarken zihnimizde hep anılar canlanır. “Fırsatın olsa hangi zamana dönmek isterdin?” sorusunun cevabı da genellikle geçmişten gelir. Peki neden? Geçmiş gerçekten çok güzel olduğu için mi, yoksa geçtiği için mi? Yaşarken çok da eğlenmediğimiz bazı anılara yıllar sonra gülmemiz biraz tuhaf değil mi? Belki de özlediğimiz şey geçmişin kendisi değildir. Belki de özlediğimiz, geçmişteki kendimizdir. Geçmişteki Özgül. Sıfır sorumluluğu olması gerekirken kendine sorumluluk yükleyen Özgül. Şimdi dönüp bakınca gülüyorum. Üniversitedeyim, hayatımın en sorumsuz olması gereken yılları. Evdekilere yük olmayayım diye bazen yol parasız kalıp yine de para istemediğim zamanlar olmuş. Kimse bana para isteme dememişti. Hatta istemediğim için kızmışlardı. Özlediğim şey para istememek değil elbette. Özlediğim şey, o zamanlar bana ağır gelen yüklerin a...

‘Bilginize’

Resim
  Gerçekten biliniyor mu? Maillerin ve mesajların sonuna eklenen, ama çoğu zaman önemsenmeyen o kelime. Bir mail atılır. Sonuna eklenir: “Bilginize.” O mail okundu mu? Baştan sona bakıldı mı? Okunduysa da önemsendi mi? Bilinmez. Ama yazılmıştır. Mesaj atılır, yine aynı kapanış: “Bilginize.” Sanki yazınca herkes gerçekten bilgi sahibi olmuş gibi devam edilir. Sonra bir gün… “Bu konu hakkında bilgim yoktu.” Ama yazmıştık. Bu durumun en tanıdık hali şu: “Mail attım.” “Görmedim.” “İleteyim sana.” İletme. Gerçekten iletme. Bir kere de bilgilenmemiş olayım :) Bir keresinde ilgili bir konuda herkese mail attım. Onayını aldım. Yetmedi, çıktısını alıp ürüne iliştirdim. Sonra ne oldu? “Bilgi olmadığı için işlem iptal edildi.” Böyle zamanlar biraz gergin zamanlar oluyor. Tepkini de kontrol altında tutman lazım. Önce sakin sakin ararsın. Açılmaz. Sonra en iyi bildiğin şeyi yaparsın: Yazarsın. O mailler vardır. Kibar ama net. Resmi ama mesajı açık. Ma...