16 Eylül 2018 Pazar

Dilek Bileklikleri Kalp Ben

Fala inanma falsız kalma, dilek tut bileklik tak!
Bayılıyorum uğur getiren şeyler bulmaya...

Didim’dem almıştım bunları, aşk dilek bilekliği. Aşk dileyip takıyosun, koptuğunda aşk oluyor :) Bir aydır kopmadı bunlar ?! Ben bunların içini ısıtan kısmını seviyorum, baktıkça huzur vermesini mesela. 


Çift kombineleri her zaman çok hoşuma gider; tshörtler, bileklikler, takılar... 

Ankara’dasın ama bunlara baktıkça Didim’e gidiyorsun mesela :) aynı anda aynı şeye bakıp aynı yere gidiyor olmak çok güzel bence. Fala inanma ama dileklerine inan. İnan ki inandığın gibi olsun, inanki inandığın yerden yürü bu hayatta. Gideceğin yolu bilmezsen, seçeceğin yolu bilemezsin. Çıkmaz sokak var, tadilatlı yol vaaar... inanki seçtiğin yoldaki dikenler batmasın ayağına. Battığında çek çıkar onları teker teker. 

Dilek tutmayı, inanmayı seviyorum. İnandıklarımı gözümün önünde tutmayı da seviyorum. Motive edici yollardan :) 

5 Eylül 2018 Çarşamba

Okudum: Uçurtma Avcısı

Uzun zamandır okuduğum ve tadı damağımda kalan kitapların en güzeli!

Yıllar önce çevremden duymuştum ne kadar güzel olduğunu ve okumak şimdi kısmet oldu. Daha önce neden okumadığıma üzülmedim çünkü o kadar içime sindi ki, önceden okusaydım özlerdim!
2 Kardeşin hikayesi: Birisi kim olduğunu yanlış biliyor buna rağmen aşırı fedakar, diğeri ise kardeşi olduğunu bilmiyor sevgisiz büyürken hırçınlaşan ve farkında olmadan bencilleşen bir çocuk.

Hasan ile Emir... 

Hasan; Zengin babanın gayrimeşru çocuğu... Laf söz olmasın diye hizmetçinin çocuğu olarak kalıyor ailede. Kendisi de bilmiyor doğruyu. Sessiz, sakin, fedakar, dürüst ve cömert.
Emir; zengin ailenin kendini tek sanan çocuğu. Annesini doğarken kaybeden yıllarca kendisini suçlayan ve baba sevgisi için her yolu deneyen. 


İki yakın arkadaş olarak büyürken Hasan'ın Emir için yaptığı fedakarlık altında ezilen Emir'in Hasan'ı evden göndermek için söylediği yalanla karışan hikaye yıllaaar sonra tam birbirlerine kavuşacakken Hasan'ın başına kötü olaylar gelmesi ile hüzün doluyor. Hasan'ın akıllı oğlu Sohrap'la tanışan Emir'in yıllar sonra yaşadığı pişmanlık okumaya değer. Daha en başlarında sorgulamaya başladım gözü kapalı değer vermek ve fedakar olmak nasıl bir şey diye.

Okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum.

3 Ağustos 2018 Cuma

Mevsimler Geçerken

Mevsimler geçerken, günler gelip giderkennn...

Arkadaş yıllarca Ankara'da yağan karı kıskandım, geldim Ankara'ya taşındım kışın kar yağmadı. Benim şanssızlığım değil tabii ki..! Mevsimler geçmiyor artık. Yaz geldi ama hala yağmur yağıyor. Ağustos ayında yağmur ??

Az önce haberlerde gördüm, yat turu rotasını hava şartlarından dolayı değiştirmek zorunda kalmış. Yaz mevsiminde ? Tamam hava sıcak, yağmur yağması güzel. Ama bunun olması normal mi ? Bozduk dengeyi, farkında değiliz. Bir söylenmeler bir hayıflanmalar. Biz yaptık bunu. Kışın kar yağmadı diyorum ?

En sevdiğim mevsim hala bahar. İlkbahar ve sonbahar! Ne çok sıcak ne çok soğuk. İlkbaharda çiçekler, miss kokular... Sonbaharda düşen yapraklar, serinleyen hava üste alınan şallar...
Kışın çok üşümeyi sevmiyorum, yazın çok sıcağı... Ama yinede mevsimlerin bozulması korkutuyor beni. Sıcağı severim ama bu sıcaklar enerjimi alıyor. Var mı öneriniz ? Soğuk içecekler de çözüm değil. Yorulmadan yorgun hissediyorum.


                                                                  Eskişehir-02.18*

Bazen sırf motivasyon için kendi çektiğim fotoğraflara bakıp 'Ne güzel çekmişim diyorum'

Yani demem o ki benim enerjimi bu havalar aldı, temiz çevre sağlıklı havalar efenim...

28 Temmuz 2018 Cumartesi

İzledim: Güzel Ve Çirkin

Uzun zaman olmuştu evde film izlemeyeli, birden ne güzel bir tane seçip izledim! Anlatmasam olmaz :)

Oysa bilgisayarı açarken çok sıkkındı canım. Moralsiz bir şekilde moral depolamaya aldım elime. Birden film izlemeye karar verdim karşıma Güzel Ve Çirkin çıktı. Yüksek puanlı olduğunu da görünce izlemek istedim. Aslında bayadır kendime zaman ayırmadığımı da farketmiş oldum. Hep bir günlük koşturma, durup nefes almak ne güzel oldu!

Film aslında beklentimin üstünde çıktı, yalan yok. İlk başlarda müzikal olarak başladığı için pişman olmak üzereydim. Ama Emma Watson kapattırmadı filmi. O kadar sempatik ki izlemek istedim. Hayallerde yaşayan, kitap okuyarak hayal dünyasını günden güne genişleten ve bu yüzden yaşadığı küçük kasabada garipsenen Belle ! Onunla evlenmek isteyen kötü, bencil, gösterişi seven kral ve köyün çok ötesinde insanları dış görünüşüyle sevip, yargılamayı öğrenerek büyümüş prens. Bir de kızını büyütmek için yaşayan ve eleştirilen Belle'nin iyi kalpli babası. Tam bir kız babası :)

Belle'nin annesi o bebekken hastalanıp ölmüş, babası büyütmüş onu. Kitap okumayı bilen ve hayallerine kavuşmayı bekleyen kültürlü iyi kalpli kız Belle. Babasının yolunu kaybedip yanlışlıkla prensin şatosuna gitmesiyle başlayan bir hikaye. Sürükleyici, sempatik... Babası için şatoya gelen ve prensle tanışan Belle lanetlenen şatodaki eşyaların konuştuğunu görünce çok şaşırır. Bu arada sadık bir atları var onu da atlamak istemiyorum. Hayvanların sahiplerine bağlılığını her zaman çok sevmişimdir.



Prensi tanıdıkça onun hakkındaki fikri değişir güzel kızın, babasının köyde başına kötü kral yüzünden kötü şeyler gelir ve Belle onu kurtarmaya gider. Onları yanlış anlayan köylü babasıyla ikisini esir alıp şatonun yolunu tutar. Bence filmin sonu izlemeye değer!

Günlük hayattan uzaklaşıp tatlı bir hisse kapılmak isterseniz siz de izleyin derim. Etkisindeyken yazmak istedim :) Bu arada prens Dan Stevens da çok başarılı :)

29 Haziran 2018 Cuma

Değişiyoruz Demiş En Haklısından

Bayılıyorum bu kadının sesine: Candan Erçetin...
Dinlendirici bir sesi var. Küçükken de şarkılarını hep ezberlerdim, çok dinlediğimden.Takılıp kalıyorum şarkılarına.Ha küçükken derken 90'lar çocuğu olduğumu tekrar yazmama gerek yok sanırım :)

Neyse işte şimdide bir şarkı çıkarmış, dillere destan değil mi  ya ? 'Değişiyoruz'
Günlerdir sıkılmadan dinlediğim tek şarkı diyebilirim. Sözleri çok etkiliyor beni, dinlemediyseniz dinleyin derim. Sakin sakin hayatı anlatmış sanki bize Candan...

Değişiyoruz evet ama iyi bir şey mi bu ? Fırtınalar yaşıyoruz ama içimizden geçenler ? Gülüyoruz iyi hoş da gülüyor muyuz gerçekten ? Çok ince çok!
Bazen insan kendisini sorgular ya, bu ara öyle çok düşünmeye başladım yine. Zaman geçiyor geçiyor da nasıl geçiyor, neler değişiyor, neleri atlayarak ilerliyoruz. O kadar kıymetli ki şu zaman, iyi değerlendirmek çok çok önemli; keşke dememek için en çok da...

İçinizde kalmasın hiçbir şey, boğazınız düğüm düğüm kaldığında onu orda çözemezsiniz, geri dönmek de ne mümkün ? Zaman makinesi bize lazım mıydı mesela ? Bir ara bunu da çok düşündüm ama kendime her soruşumda cevabım değişti. Ama hala ışınlanmayı bulmak istiyorum. Şöyle istediğim yer ve zamanda kullanabilsem ne güzel olurdu.  Değişiyoruz çok değişiyoruz ama nasıl değişiyoruz.Akıp giden zaman bizden neleri alıyor, bize neleri veriyor ..?

Neye nasıl baktığın neyi gördüğünü değiştiriyor. İyi baksak da iyiyi görsek... Kötü bakmayı seçmek de bir seçim ama neden ? Kendimizi üzmeyi çok mu seviyoruz bilmiyorum...

Değişiyoruz ama nasıl..?


23 Haziran 2018 Cumartesi

Karamsar Polyanna

Bide bunlar var demi ya! Aklıma geldikçe sinirleniyorum bak.

Arkadaş, hem kendin yap kendin haklı ol! Ne harika hareketler bunlar değil mi ? Bir şöyle suç bastıramadık. Hatta o kadarki haklıyken haksız olmayı on numara başaranlardan biriyim, bu konuda iddialıyım da yalnız. Böyle bazı insanlar var ya hani, yapar yapar kenara çekilir. Onlara hayranım.
Net!

Benim çevrem onlarla dolu mesela, o yüzden iyi bilirim bir haksız nasıl kendisini haklı çıkarır. Ses tonunu artırırken nasıl yüzü kızarmaz ? Sana özür diletirken nasıl haklı bakışlar atar çok net çözerim. Ama müdehale edemem işte. Bile bile susar kalırım, vicdansızlık karşısında. Önceden saf saf üzülürdüm sonra sessiz sessiz uzaklaşmaya başladım. Burnuma haksızlık kokuları gelince uzaklaşıyorum en missinden! Kalıp da haklı haklı özür mü dileyim, ne var ?

Nereden anlarız böyle insanlarıııı ? Ses tonundaki artış ve titreme, durduk yere suçlama, surat asma ve yıkıcı yaklaşım, en belirgin özellikte durup durup laf sokup kendisine yandaş toplama çabası. Böyle insanlar varsa çevrenizde uzaklaşın, uzaklaştırın! Çünkü kötü düşünen ve düşündüren insan zarar verir. Karamsar düşündürerek paranoyaklaştırır. İnsanlara olan güveninizi alır, çok ciddiyim!

Şahsen ben kötü düşünen insanları çevremden uzaklaştırıyorum, beni de etkilemesinler diye. Bu kadar can sıkıcı olay yetmiyor bir de ben mi karamsar olayım yani, sebep ?
Nasıl bakarsan öyle görürsün yani;
-Herkes kalbinin ekmeğini yer.-

Polyanna ol diyen yok, hayatını yönlendirmeyi bil diyorum. Bence ;)
Hiç karamsar polyanna olur mu ? Sen de olma! İyi ol ama karamsar olma. İyi ol ama kullandırma.

22 Haziran 2018 Cuma

Bazen Neşe Bazen Keder...

Şuan düşünce ne güzel şarkı sözüymüş diye bir kere daha tebrik ettim :)

Bazen neşeden için içine sığmaz bazen de böyle ne tarafa ağlıyoruz diye gezersin ortada. Önceleri canım sıkkın olduğunda giderdim sahile öyle otururdum, mal gibi :) Ama ne güzel terapi. Şimdi denizi geçtim parka gitsen etraf çoluk çocuk... Bırak kafa dinlemeyi müzik açsan kendi duyar. Şimdilerde de bööyle oturup hiçbir şey yapmayasım var diye geçiriyorum içimden ama illaki bir şey yapman lazım. Aman ha! İnsanı kendisiyle bırakmak çok mu zor ya, hiç anlamıyorum.

Bazı akşamlar, kendimle konuşmaya vaktimin olduğu akşamlar kendime sır veriyorum. Kendi kırılganlığımı kendime itiraf ediyorum. Sonra kendime üzülüp kalkıyorum ayağa! Sessiz kaldığım zordu önceden, dün yazdım ya cidden büyümek böyle bir şey mi ? İçine öküz oturan günler sessizleşmek de büyümeye dahil mi ? Ah o öküz oturmaları...

Neşeliyken de susturabilene aşk olsun!

Şarkıdaki gibi işte 'Bazen neşeee, bazen kedeeer . Hayat böyle sürüp gider!'

Sürekli mutlu olmak da yaramıyor, mutsuz olmak da. Depresyonun dibi de ağır, mutluluğun tavanı da! İnsanız işte illaki canımız sıkılacak, sonra devam edeceğiz yola. Yolumuz taşlar, çiçekler... Çiçeği seçen de sensin taşı alan da! Arada bir taş arada bir çiçek alırsan da ne ala...

İzledim: Deadpool-2

Bu filme her başladığımda pişman olacakmışım hissine kapılıp, 'çok güzeldiiii' diye kalkıyorum!

İkinci seride de gelenek haline geldi artık bu tepkim :)
Başlarken çok korkuyorum beğenmemekten ama alışıyorum o dengesiz tepkilerine. İlk seriyi izleyenler için anlatayım, yine çok etkileyici bir film olmuş. Eşinin başına gelenler çok üzüyor ama deadpoolun olaylara trajikomik yaklaşımı sizin ağlamanızı engelliyor. Hikayeye yeni dahil olanlar var onlar da çok güçlü karakterler bana göre.

Bu filmin en sevdiğim yönü ise, her filmi etkili bitirebilmesi! Ailenin önemine ve ailenin kelime anlamına odaklanarak konuyu o kadar başarılı ele almışlar ki o koltuktan kalkarken her şeyin bilincinde olduğunuzu hissediyorsunuz ya da ben bu seriyi çok seviyorum :)

Her dalga geçtiği şeyi abarttığını da düşünüyor olsam, ince esprileri çok hoşuma gidiyor. Konuları basit ama etkili ele alış biçimi, akıcılığı etkiliyor. Devamını da merakla bekleyerek ayrıldım bugün salondan. Geç bile kalmışım izlemek için.



Seriyi izlemeyenlere baştan başlamalarını öneririm tabiki, çok ukala sanmayın diye :)

Büyümek İster misiniz diye Sordular mı ?

Kime sordular büyümek ister mi diye ? Biz mi seçtik sorumlulukları ?

Elbette küçükken herkes içinden geçiriyordu 'bi 18 olayım var yaaaa neler yapcam' diye. Ne yaptık peki ? Herkes için değil elbette büyük çoğunluğumuz o hayalini kurduğu şeyleri belki de sonra da yapamadı, kim bilir... Büyümeyi bir şey sandık. Büyüyünce bizi de dinlerler, bizim fikirlerimiz de önemli olur sandık. Yok öyle bir dünya! İstediğin kadar büyü ve istediğin kadar haklı ol, seni dinlemezler.

Net bilgi vereyim mi ? Zamanı istediğimiz an'da durduruyor olmamız lazımdı. Ya da ne bileyim başka bir çözüm! Böyle koşarak yaşadığımız bir dönemde hızla büyüyor olmamız bana çok mantıklı gelmiyor ama yine de sevindiğim şeyler var kendi adıma. Mesela şuan hiçbir çocuk sokakta oyun oynayamıyor. Korkudan! Çocuk kaçırma, çocuk dövme... Mesela düşünüyorum da hiçbiri merdivenlerde haftanın günlerine göre basamak atlamıyor ve bu yüzden de merdivenden düşüp kendisine gülemiyor... İstop, simiiiiiiit,yakar top, kız-erkek futbol... Çamurdan yemek ? Tamam o biraz da benim işime geliyordu, küçükken toprak yemeye bayılırdım. Şuan bile bıraksalar yerim gibi bir his var içimde :)


Ellerinde telefon, tablet dijital oyunlara sarmış şımarık nesili gördükçe ne güzel dönemde çocukmuşum diyorum. Çocuk hırsızlık yapıyor ve neden olarak 'arkadaşlarım çok eğlenceli dediler' diyor. Hırsızlık yapmayan var mı içinizde dediğinizde aradan beeelki biri çıkıp 'ben! ben hiç yapmadım' diye seviniyor. Yavrum arkadaşlarına üzülsen mi acaba ? Ben dehşete düşüyorum öyle eğlendiklerini her duyduğumda.

Belki sormadılar, biz de büyüyor bulunduk ama şöyle bir bakınca insan pişmanlığı doğrultusunda devam ediyor. Ama şunda net olalım, kimse için kendini yıpratmaya değmez. Arkadaşım beni aramamış, kendi bilir!
Karşımızdaki insanlar bize ne kadar değer veriyorsa biz ondan fazla verdiğimiz an suratımız düşmeye başlar. Bari büyüyoruz, gülerek büyümeyelim mi ? Ne kadar gülersek o kadar kar yanımıza be! :)

18 Haziran 2018 Pazartesi

Geçmiş Olsun İçiniz Ölmüş

Ne kolay vicdansız olmak değil mi ?

Şöyle bir düşününce 'vicdansız' olmayı seçenlere hak vermiyor değilim (!) Abi ne güzel ya, yüksüzlüğe bakar mısınız ? Suçlu hissetmek yok, pişmanlık yok, kederin yokluğundan bahsetmeme gerek yok sanırım... Aklım almıyor başka türlüsünü düşünmek. Çünkü hangi vicdana sığar bir can'a zarar vermek, anlamıyorum!

Evet o kara kuzudan sonra daha da üzüldüm, daha da bıraktım insanların bir gün vicdanlı olacaklarına olan inancımı. Kimse iyi olmayacak hatta aksine gittikçe kötüleşiyor her şey, herkes. Bunun başka açıklaması olabilir mi ya ?! Sen suçsuz, masum canlıya acı çektir ve bunun sende hiç bir yükü olmasın ? Nasıl uyuyorsunuz merak ediyorum... Hoş sizden rahat kim var, abi vicdan yok huzur var böyle insanlarda!

Bugün o yavru köpeğin seslendirildiği bir video izledim, nasıl üzüldüm anlatamam... Öyle güzel yapmışlar ki, ne yazıkki anlayan çok az, çok çok az... Anlatılmaz, öğretilmez ki böyle duygular. Ne diyeceksin ? Bir cana kıymak çok kötü bir şeydir demek ne kadar mantıklı mesela ? Bu keşke sonradan insana yüklenebilen bir şey olsa ama hayır, bu duygu varsa doğuştan vardır yoksa küçükten başlarsın sapanla kuş vurup eğlenmeye mesela... Küçükken yakalarsın zararsız, savunmasız hayvanları ve bununla böbürlenirsin, ne matah bir iş ama !!!

Kuş vurmakla başlar, karınca öldürmekle devam eder işte sonra bunların zevki de yetmez parçalar, yaşama hakkını elinden alırsın da azıcık için acımaz. İşte orda insanlıktan bahsetmek kadar saçma bşr şey yok aslında. Bitmiş bir konudan bahsetmeye ne gerek var, orda bitmiş insanlık ne yazık ki bitmiş!!! Düşündün mü mesela o yavrucağın oynayacağı oyunlar ne olacak ? Annesi nasıl üzüldü mesela ? Daha kedi kovalamayı öğrenemeden aldın o hakkı sen ondan hiç aklına geldi mi ? Bunları yaşamak için illa iki ayaklı mı olması gerekiyordu senin nazarında, onun oyun oynamaya hakkı yok muydu sence ? Sen kimsin de buna karar verdin ?

Ben bunları üç sene önce köpeğimi çalan çocuklar ve aileleri için de düşünmüştüm, hatta dile getirdiğimde 'Araba çalıyorlar sen köpekten bahsediyorsun' dediler. Emin olun o arabadan çok kıymetliydi benim köpeğim... Bunu anlasaydınız bunu konuşmazdık zaten...

Ne desek boş kalacak, ne desek anlayamayacaklar... Tek beklentimiz yasanın çıkması, bu vicdansızların cezasız kalmaması! Can'a kıymanın bedeli olmalı...


Şu fotoğraf içini acıtmıyorsa, geçmiş olsun için ölmüş...

24 Mayıs 2018 Perşembe

Okudum: Toprak Ana

Uzun zamandır okuyup da içerlediğim nadir kitaplardan oldu kendisi. Cengiz Aytmatov kaleminden sakin, sade ve sürükleyici bir anlatım...

Belki yeni mi okudun ? diyenleriniz olacaktır -ki umarım bu sayı çoğunluktadır- olaki benim gibi okumakta gecikenler varsa hemen hiç vakit kaybetmeden okusunlar diyorum. Çok net!

Savaş zamanlarını ele alınıyor kitapta. O zamanlarda yaşayan insanların ne şartlarda hayatlarını devam ettirmeye çalıştıklarını, yaşadıkları kayıpları ve bu kayıpların onları nasıl etkilediklerini... Askere giden genç-yaşlı erkekler ve arkalarında kalan eşleri ve çocukları. O dönemde zaten geçim çok zorken birde bayan gücüyle hasat elde etmek, ağlamadan asker yolu beklemek; günlerce hatta aylarca... Kalan çocuklara, eşlere, yaşlılara sahip çıkabilmek. Tüm bunları da umutla yapmaya çalışmak. Okurken kahramanları benimsiyor, içselleştiriyorsunuz. Kötü haberin geldiğini anladığımda kitabı kapattığımı biliyorum.

Kitabın anlatımı o kadar sakin ve akıcı ki hiç bir yerinde sıkılmıyorsunuz. Bir solukta okunabilir nitelikte yazılmış. Öyle ki, bitirdiğimde üzüldüm bittiği için. Bir yerlerde tekrar ayağa kalkılabileceğini, inancı, umudu, aileyi çok güzel ele alan bu eseri okumadan geçmeyin bence. İlk elime aldığım anda bu kadar etkileneceğimi ben de düşünmemiştim ama okudukça, olaylara dahil oldukça elimden bırakmak istemedim.

Eğer hala okumadıysanız veya okuyup unutmuşsanız en kısa zamanda okumanızı öneriyorum.

16 Mayıs 2018 Çarşamba

Enerjimiz Bize Yeter mi ?

E o kadar ara verdim bir kişi de nerelerde bu kız dememiş iyi mi ?
Neyse sormadınız ama ben yazayım; iyiyim iyiyim.

Kendi enerjimiz kendimize yettiği sürece iyi oluruz diye de düşünüyorum. İnsan başkalarına güvenerek yaşamak yerine sadece kendisine güvenmeyi seçmeli. Biz varsak, sağlıklıysak, huzurumuz da yerindeyse bir şekilde hallolur her şey.

İnsan kendi yapar her şeyi. Kendisine moral veren de, kendisini üzen de kendisidir! Bu günlerde kendim için yaptığım en iyi şey okumak sanırım. Çok seviyorum zamanımı okuyarak geçirmeyi. Kitaptakilerle arkadaş olmak, onları merak etmek kafa dağıtmıyor mu sizce de ?
Geçenlerde çocuk kitaplarında indirim olan bir yerde denk geldim de, pahalı diye kitap almayan aileler gördüm. Kitap... Çocuğun istediği indirimdeki hikaye kitabı. Üzücü değil mi ya, ben çok üzüldüm.

Çocukların düşünce yapısının değişmesi, gelişmesi için en güzel şeylerden biri kitap okuma alışkanlığı kazandırmak. Böylece kendi enerjilerini de keşfederler, hayatta öğrenebilecekleri en güzel şey kendilerine güvenmeleridir.

Nerden geldim bu konuya bilmiyorum ama güzel oldu :)

Okuyarak vicdanlarıyla konuşmayı öğrenebilirler mi acaba ? Vicdan muhasebesi yaparak yaşamayı öğrenebilirler mi ? İşte bu yüzden enerjilerini keşfetmeleri lazım. Güvenmek için, yürümek için hatta koşabilmek için...

8 Şubat 2018 Perşembe

Yaşamak Lazım Bize Biz Lazım

Acele etmeden, nefes alarak yaşamak lazım!

Sakin sakin... Koşar gibi yaşıyoruz gibi geliyor bazen. Aceleci, stresli, agresif. Gülmeye vaktimiz kalmıyor hiç birimizin. Surat astıkça asıyoruz. Oysa nefes alsak, derin derin... Bir yerde okumuştum 'nefes aldığınızda sinirleriniz yatışır, sinirlendiğinizde tepki vermeden önce derin nefes alın' yazıyordu. Onu okuduğumdan beri de denemeye çalışıyorum.

Bazen müzik dinlerken etrafı seyrediyorum, ne çok meşgulüz... Hep bir şeyler yetiştirme peşindeyiz. Şöyle rahat kafayla kalamıyoruz bir türlü. Uzun saatler değil bahsettiğim; an'ıyaşamak! Şu an var. Şu an yanından geçen köpek var mesela, şu an elindeki okuduğun kitap var, dinediğim müzik, yediğin çikolata var. O kadar değerli ki zaman, o kadar kıymetli ki yarın değil dün değil şimdi çok kıymetli. Bugün yaptıklarının yarının iyiki'si oluyorsa ne mutlu...

Bugün otobüsün camından baktıklarını görmeyecek kadar doluydu kafan değil mi ? Dışarı bakmak istemicek kadar canın sıkkındı ya da ? Bir an önce uyumak istedin, zaman geçsin ve bitsin şu kafandakiler istedin. Geçecek! Hatta sen istemesende geçecek. Değer mi manzaraya yüz çevirmeye ?
Tadına varsak ya olanların, şu an'ın... Zor oluyor değil mi ? Yavaş sindire sindire yaşamak zor oluyor. Çıkıyor can sıkacak şeyler hep bi kapı arkasından. Çıkmasa nasıl kıymet bilecektik ? Canımız sıkılmasa mutlu olduğumuzu nasıl anlardık ?

Canımız da sıkılacak, içimiz de acıyacak ama kendimizden günaydın'ı esirgemeyeceğiz. Senin ne suçun var kırılan bardakta, geciken işlerde ? Sen sen'i bil, sen sen'i sev gerisi gelir...

Sen sen'i sevmekle başla güne...Saygınla, sevginle çık dışarı sonrası gelir be! Bunca kalabalığın içinde çok zor böyle yürümek ama bir kişi bir kişidir! Sen senle başla da gerisi gelir. Belki bir gün herkes önce kendine günaydın demeye başlar ?

Çünkü kimse yokken kendimiz varız, en çok güzelliği de biz hak ediyoruz.





Google